
|


Güher Pekinel’in İstanbul’u...
Bu elektrik beni besliyor
Güher Pekinel, mesleği uğruna tam 25 yıl ayrı kalmış İstanbul’dan. Döndüğünde kendisini karşılayan şehir, doğup büyüdüğü şehre benzemese de sevgisi hiç azalmamış. Kendi sözleriyle, her şeyin tadını aldığı, hissettiği İstanbul, şimdi onun yaşam sevinci...
MEHMET KENAN KAYA
Yağmurlu bir ikindi vakti, Meya Cafe’de, piyanist Güher Pekinel’le İstanbul üzerine konuşuyoruz. Konu İstanbul olunca, sözcükleri dikkatle seçiyor, gözlerinin içi gülüyor sanki.
Pekinel’in İstanbul macerası, aslında biraz da kırık bir ayrılık hikayesi. Öyle ki, müzik
çalışmaları nedeniyle henüz ortaokuldayken ayrıldığı bu şehre, ancak 25 yıl sonra dönebilmiş.
Bugüne gelirsek... Onun için İstanbul, başta Bebek, Yeniköy olmak üzere Boğaz ve Beyoğlu’yla sınırlı dar bir çevreyi ifade ediyor. Tabii, camileri, kiliseleri ve anıtlarıyla Sultanahmet’i unutmadan. Pekinel, bir zamanlar çok sevdiği Nişantaşı’nın ise, bir büyük yayın grubunun taşınmasından sonra cazibesini yitirip, anlamsız bir keşmekeşe sürüklendiğini düşünüyor.
Gittiği mekanları seçerken ise çok titiz davranıyor. Sözgelimi, "in" olan yerlere rağbet etmiyor. Hatta bunu hayatımızın her alanında geçerli çok yüzeysel bir şey olarak tanımlıyor.
Bu yüzden daha çok alıştığı ve kendini ortamla özdeş tutabildiği yerleri tercih ediyor.
Sözü uzatmadan... İşte size, bugüne kadar piyanosunun sihirli sesinden tanıdığınız Güher Pekinel’in, denizi ve sevinci bol İstanbul’u...
"Remzi Kitabevi’ne uğruyorum"
Ben Londra’da da yaşadığım için bütün ihtiyaçlarımı oradan karşılıyorum. Ama acil bir şeyler lazım olursa, Akmerkez’deki Beymen’i tercih ediyorum. İnsanın zamanla bir stili oluşuyor. O stili de ancak birkaç markada bulabiliyorsunuz. Armani, Donna Karan, Jill Sanders bana en çok hitap edebilen markalar. Kitap, kaset, CD alışverişimi ise yurtdışından yapıyorum. Türkçe’de yayınlanmış bir kitap alacaksam eğer, Akmerkez’deki Remzi Kitabevi’ne uğruyorum. Remzi’de hem bütün kitapları bir arada görüyorum, hem de bana indirim yapıyorlar.
"Yeniyle eskiyi bir arada barındırıyor"
Her metropolde olduğu gibi İstanbul’un da kendine özel yerleri var. Bunların en başında da Boğaz geliyor. Boğaz, benim için deniz demek. Suda inanılmaz bir derinlik ve özgürlük buluyorum. Paris’e gitmeden önce, hazırlık sınıfını Notre Dame de Sion’un Tarabya’daki köşkünde okudum. Ta o zamandan gelen bir bağlılığım var denize. Tabii mesleğimde de ihtiyacım olduğu için her zaman denizin yakınında yaşamaya özen gösteriyorum. Dünyanın bütün büyük metropollerinde yaşadım. Münih, Londra, New York, Zürih, Philadelphia, Amsterdam... Ama İstanbul hepsinden farklı ve bence dünyanın en güzel şehri. Buranın özellikle son yıllarda göçerlikten kaynaklanan ilginç bir yapısı, yeniyle eskiyi bir arada barındırmasından kaynaklanan inanılmaz bir elektriği var. Ne kadar çok eleştirsek, ne kadar beğenmesek de bu şehir insana yaşama sevinci veriyor. Mesela, ben ne zaman Ortaköy’den geçsem, Nişantaşı’nda Beyoğlu’nun ara sokaklarında dolaşsam bakabileceğim bir şey buluyorum. Bu elektrik, vaktinin büyük kısmını uzun saatler evde çalışarak geçiren bir piyanist olarak beni çok besliyor, yaratıcılığıma katkıda bulunuyor.
"İyi kebabı her yerde bulmak zor"
Kebap yemeyi çok severim. Nasıl iyi bir İtalyan makarnasını her yerde yiyemiyorsanız, iyi bir kebabı da her yerde yiyemiyorsunuz. Bana göre, İstanbul’da yalnız iki iyi kebapçı var. Köşebaşı ve Tike. Köşebaşı’nın etleri, özellikle de Adana, çöp şiş, tavuk kanadı ve Gavurdağı Salatası çok iyi. Balık yiyeceksem, Kıyı’yı, İskele’yi tercih ediyorum. Kıyı’daki mezeler hiçbir yerde yok. İskele’nin de özellikle yaz aylarında atmosferi çok güzel. Mezzaluna’nın pizzası ve makarnasından vazgeçemiyorum. Downtown da açıldığı günden beri fusion mutfağın en iyi temsilcisi.
"Balık Pazarı kendine özgü"
Beyoğlu’ndaki Balık Pazarı’nı kendine özgü bir yer olduğu için çok seviyorum. Gittiğim her ülkede böyle köşeler gördüm ama Balık Pazarı; aktarları, şarküterileri, fırınları balıkçılarıyla benim için çok ilginç. Ama sık sık gitmek şansım da olmuyor. Bu yüzden Macro ve Migros gibi büyük marketlere gidiyorum. Macro’da aradığım her şeyi bulabiliyorum. Ama meyve, sebze gibi şeyler söz konusuysa, evimin yakınındaki manavdan alışveriş ediyorum. Bebek’in hem böyle geleneksel hem de modern bir yanı var. Kapalıçarşı’yı ise, çok ilginç ve çok renkli bir yer olmasına rağmen yine de turistik buluyorum.
PAZAR


‘Rol kesmeye’ hazırlar
KİM NE OKUYOR?..
Kimler geldi kimler geçti
Kitap dünyasında neler oluyor?
Başarıya yelken bastı
taksilazimmiabi.com?
Yesek mi yemesek mi?
Bu elektrik beni besliyor
Yuvarlak dünyanın Köşebaşı
Deli danalı soykırım
Parola: Tek taşımı kaybettim!
Ufaklık, çok mu ufak?
Kayıp kalpler için göbekli dua ilmihali
Yapayalnız
"Hammond Dede" hâlâ zıpkın gibi
Senem Betil’in pastaları
Narmanlı Han’ın başına gelecekler
Akvaryumdaki çocuklar
Yusuf Atılgan’ın kitapları
SAYFA BAŞI

|
|

|