
|


Yapayalnız
Mozart’ı gönlünden geçtiği gibi çalarsın. Çok sevilir, çok tutar, çok satar... Bu sefer de "pazarlama mucizesi" derler
1995’teki "Genç Konser Sanatçıları Yarışması"na 500 katılım vardı. 200 Avrupa’dan, 200 ABD’den, 100 kadar da Uzakdoğu’dan. "Avrupa ön elemeleri" Eylül 1994’te Almanya’nın Leipzig şehrinde gerçekleşmişti. Avrupa elemelerini kazanıp New York finallerine katılmaya hak kazanmıştım. Soğuk bir 15 Ocak günüydü New York’taki final... Akşam saat 18.00 sularında jüri başkanı sonuçları açıklamak için sahneye çıktığında kalbim çarpıyordu. Yer yarılsın da içine dalayım istedim o anda. Konuşmaya başladığında ise bir anda zifiri karanlık çöktü benliğime, gözüm görmüyordu artık. Benim ismimi söylediğini hayal meyal farkettim. O anda bir çakmak yandı zifiri karanlığın içinden. Ani, güçlü. Hayatımda ilk kez hissetiğim bir ışık. Genç Konser Sanatçıları yarışmasında dünya birincisi olmuştum.
***
Ertesi gün New York caddelerinde avare avare dolaştım durdum. O zamanlar Berlin’de oturuyordum.
Aradan uzun bir altı yıl geçti. Tam altı yıl. Artık New York’ta yaşıyorum, aynı sokaklarda -altı yıl sonra aynı gün- tekrar bir dolaşmaya çıktım. Kendimle hesaplaşmak için. Ne aradım, ne buldum?
***
Şimdi anlıyorum ki ilk dört yıl verdiğim konserlerin hepsi bir "yarışma"ydı.
Zannedersiniz ki Chicago yakınlarında bir kolejde verilen konserin fazla ehemmiyeti yoktur.
Var. O bir imtihan.
Belki Chicago Senfoni Orkestrası’nın menajeri gelir, belki de "Chicago-Tribune" gazetesinin eleştirmeni...
Merdivenleri tırmanmak kolay değil, ülke-ülke, şehir- şehir, köy-köy ilerlemek zorundasın.
***
Sana verilen konser imkanlarının hiçbirisi "gol" değil. Sadece bir "atak yapma şansı". "Gol"ü kendin atmak zorundasın. Yılda 80 kere, 90 kere, 100 kere.
Ve bazen de senden daha kötü oldukları halde, daha hızlı ilerleyenler çıkacaktır. "Arkaları kuvvetli" çünkü...
Onu ilerletebilmek için seni yıkmak zorundalar. Yıktırmayacaksın kendini. Haykır müziğine: Daha güçlü, daha derin, daha yoğun. Binlerce hatta yüzbinlerce insan duysun. Bazen yine de olmaz. Olmaz çünkü haksız bir dünya bu. O şehir veya o ülke bir türlü olmaz. Sen de, sevenlerin de duvarı tırmalarsınız, debelenirsiniz, ama bir türlü yıkamazsınız...
İşte böyle durumlarda "arka" gerekiyor. Lobi. Onu ise bulamazsın. Daha doğrusu bizden kimse bulamazsın.
Bizde o yok!
***
New York’un, Paris’in "kurtlar sofrasında" yapayalnızsın. Direteceksin, bu senin yaşam savaşın!
Hayatta olanı, hayatta olmayanıyla beraber 70 ayrı yorumcunun "Mozart plağı" var dükkanlarda. Sen de çalarsın Mozart’ı gönlünden geçtiği gibi. Çok sevilir, çok tutar, çok satar, öne geçersin.
Bu sefer de; "Çalışı değil, Warner’in marketing’i sayesinde" diye çullanacaklardır. "Dün bir yere mi yetişecektiniz de Mozart’ı bu kadar hızlı çaldınız?" diye soran gazeteciler saracaktır etrafınızı.
***
İnsan düşe kalka ilerliyor. Yolun ortasında şöyle bir dönüp geriye bakmak istedim, hikayem bu.
Bu yolu seçmeyip, evde kendi kendime de müzik dinletebilirdim...
Zor bir altı yıldı.
Bazen karanlığa göz atıyorum "çakmak hâlâ yanıyor mu?" diye.
Derin bir nefes çekiyorum...
PAZAR


‘Rol kesmeye’ hazırlar
KİM NE OKUYOR?..
Kimler geldi kimler geçti
Kitap dünyasında neler oluyor?
Başarıya yelken bastı
taksilazimmiabi.com?
Yesek mi yemesek mi?
Bu elektrik beni besliyor
Yuvarlak dünyanın Köşebaşı
Deli danalı soykırım
Parola: Tek taşımı kaybettim!
Ufaklık, çok mu ufak?
Kayıp kalpler için göbekli dua ilmihali
Yapayalnız
"Hammond Dede" hâlâ zıpkın gibi
Senem Betil’in pastaları
Narmanlı Han’ın başına gelecekler
Akvaryumdaki çocuklar
Yusuf Atılgan’ın kitapları
SAYFA BAŞI

|
|

|