
|


Narmanlı Han’ın başına gelecekler
Beyoğlu’na bu çirkinlikleri dikmek çok mu lazımdı? Dünyada herkes yatırımcı; ama herkes bizler gibi görgüsüz ve arsız değil...
Basında değinenler oldu: Radikal’in 11 Şubat Pazar günkü ilavesinde Korhan Gümüş, daha ayrıntılı olarak haberi yorumladı. Maalesef Koruma Kurulları’nın işbirliği ile birlikte her türlü yıkımdan masun kaldığını sandığımız İstiklal Caddesi’nin Tünel-Galatasaray kesimi de kaşla göz arasında gökdelen dikenlere açılıyor. Bundan on iki sene önce Roma’da bir grup işadamına rastlamıştım; doğrusu pek cevval adamlardı. "Hoca bu Roma güzel şehir ama bakımsız kalmış, biraz onarsalar, gökdelenler dikseler" dediler. Bu sözleri şaka diye söyleyecek eğitim ve irfanları yoktu. Saftılar. "Allah korusun" dedim. Allah dünyanın başkenti İstanbul’u böylelerinden korusun. Narmanlı Han’a dört-beş kat ilave edenler isterse "The Marmara"yı da emsal gösterebilir.
Bu sefer musallat olunan Narmanlı
Han’ın İstanbul tarihindeki önemi; Rusya Sefarethanesi’nin (büyükelçilik) o tarihteki Cadde-i Kebir başındaki (İstiklal) konsolosluk ve vize bölümü olmasından ileri gelir. 19. asırda Rusya ile ilişkiler bugünkünün aksineydi; bizim insanlarımız oraya çalışmaya veya fırıncı ve pastacı açmaya giderdi. Bugünküler bizim şirketlerimizin adamları olarak gidiyor, oradan buraya kalabalık gruplar her türlü işi görmeye geliyor. Narmanlı Han’ın karşısında İsveç Elçiliği (bugünkü başkonsolosluk) bulunur. Han Fossatiler ve Brera Akademisi mimarlarının geliştirdiği Rus neo-rönesans üslûbunun kaba bir örneğidir ama bu nedenle de İstanbul mimari tarihi için önemlidir. Olduğu gibi benimsenip restore edilmesi, mesela ortadaki geniş hoşça avlusunun kitapçı ve ressam atölyelerine gelenlerin uğrayabileceği bir kahvehane olarak düzenlenmesi özlenir.
Son birkaç yıldır İstiklal Caddesi canlandı, hatta ölü mıntıka olan Tünel çevresi de gittikçe hoşlaşıyor. Tünel-Galatasaray arasında talebeler ve gençlerden, kitapçıları gezenlerden, yetmiş iki milletin seyyahlarından oluşan adeta ısmarlanmış bir kalabalık geziniyor. İstiklal Caddesi’nin üst ve alt kesimi arasında gezinen farklı iki kalabalık var. Bunun içindir ki işbitirici takımın Tünel tarafındaki bu kalabalığı yok etmesi lazım; bu zihniyete göre derhal hanlar dikmeli, kapalı otoparklar yapmalı, o vakit bu renkli hoş kalabalık rastgele koşuşan insan yığınına dönüşür. "Markiz" de özlendiği gibi otomobil galerisi olarak düzenlenmelidir.
Ol vakit gündüz yavan bir curcuna doğar, geceleri de ıssız caddedeki çöpler arasında fareler cirit atar. Büyük şehrin tesadüflerle oluşan, dünyada dahi az rastlanır hoş bir köşesini, tarihi caddede tarihi belge niteliğindeki bir binayı; özenti projelerde para kazanmak için yok edin. Bu İstanbul’un iş çevreleri nereye yerleşeceklerine bir türlü karar veremediler; Eminönü, Beyoğlu, Fındıklı, Mecidiyeköy, Maslak derken, elli yıl içinde deli tırmık gibi şehri kıra döke ilerleyip, gudubet binalarla doldurup, semt semt geziniyorlar. Akıllı ülkelerin seçkinleri bu plansızlık ve vandalizme gülüyor. Prens Philippe "Şehri betonlaştırmışsınız" demişti, yalan mı? Dolmabahçe Sarayı’nın etrafını cam beton otellerle donatmak, Beyoğlu’na bu misüllü çirkinlikleri dikmek çok mu lazımdı? Dünyada herkes yatırımcı, herkes sermayeyi işletmeyi seviyor; ama herkes bizler gibi görgüsüz ve arsız değil...
PAZAR


‘Rol kesmeye’ hazırlar
KİM NE OKUYOR?..
Kimler geldi kimler geçti
Kitap dünyasında neler oluyor?
Başarıya yelken bastı
taksilazimmiabi.com?
Yesek mi yemesek mi?
Bu elektrik beni besliyor
Yuvarlak dünyanın Köşebaşı
Deli danalı soykırım
Parola: Tek taşımı kaybettim!
Ufaklık, çok mu ufak?
Kayıp kalpler için göbekli dua ilmihali
Yapayalnız
"Hammond Dede" hâlâ zıpkın gibi
Senem Betil’in pastaları
Narmanlı Han’ın başına gelecekler
Akvaryumdaki çocuklar
Yusuf Atılgan’ın kitapları
SAYFA BAŞI

|
|

|