Eski deyiştir: Ya bu deve güdülecek, ya bu diyardan gidilecek! Bu diyardan gidilemeyeceğine göre, çare yok, bu deve güdülecek.
Çünkü bu memleket bizim!
İdaresi ne kadar zor, coğrafyası ne kadar belalı, siyaset kurumu ne kadar çapsız da olsa, bu güzel ve büyük memleket hepimizin.
Ve bu memleketin insanları çok daha iyisine layık.
Bunun için ekonomiyi ivedilikle adam etmeye mahkumuz. Bunun için enflasyonu yok etmek zorundayız.
Şimdi panik zamanı değil.
Başka türlü önümüz açılmaz.
Aş ve iş sorunumuz çözülmez.
Ekonomi bir temel. Bu temelin çok sağlam atılması şart. Çünkü batık, çürük bir ekonominin üstüne hiçbir şey inşa edilemez.
Hak hukuk da inşa edilemez.
Ahlak da!
Demokrasi de inşa edilemez.
Hukuk devleti de!
Ama bu gerçekleri öğrenmek de, özümsemek de, uygulamak da kolay olmuyor.
Bayağı zor zanaat!
Bunun için laf yetmiyor. Ezbercilik yetmiyor. Yalnız kuru bilgi de değil, aynı zamanda kültürel donanım da gerekiyor.
Siyasal kararlılığın arkasında bunlar yoksa, bir sınırın ötesine gidemiyorsun. Birden tökezliyorsun. Örneğin özelleştirme desen de, hatta yapsan da, gelip bir noktada tıkanıyorsun. Kafa değişmediği için iğneyle kuyu kazmaya başlıyorsun.
Şimdi bütün bunların acı ve çarpıcı bir örneği ülkemizde yaşanmakta.
Oysa, Ecevit'in üçlü koalisyonu işe çok iyi soyunmuştu. Birçok iktidarın el atamadığı yapısal reformları gerçekleştirdi. Enflasyonla mücadele konusunda ciddi, iddialı bir istikrar programını disiplinli biçimde uygulamaya koyuldu.
Üstelik sonuç almaya başladı. Bülent Ecevit ekonomik yönelişlerinde kendini, kendi geçmişini aşabilecek olgunluğu gösterdi. İşadamlarıyla, "Siz '70 model Ecevit' gibi konuşuyorsunuz" diyecek kadar ileri gitti.
Ama sonunu getiremedi.
Değişimin kolay olamadığına dair faktörlerle birlikte, anlaşılan, demin sözünü ettiğim kültürel donanımsızlık da devreye girdi. Üst üste iki krizle havlu attı.
Bir anda yoksullaştık.
Cepteki paranın yüzde 30'u bir günde uçuverdi.
Borç yükümüz ağırlaştı.
Katlanılan özveriler boşa gitti.
Bir buçuk yılımız daha çalındı.
Siyaset kurumu yine Türkiye'nin geleceğinden yedi. Yine bir hükümet, enflasyonla mücadele konusunda verdiği sözleri tutamadı.
Şimdi ne yazık ki sil baştan.
Yani, yeni bir paket.
Peki, eski ekiple mi?
Yeni bir ekonomi programı, ama eski hükümet, eski ekonomi yönetimiyle...
Olabilir mi?
Hükümete karşı içte ve dışta koskocaman bir güven bunalımı oluşmuş durumda. Ekonomi yönetimi inandırıcılığını sıfırlamış durumda... Herhangi bir revizyon da gerekmiyor mu?
İkinci soru:
Gerçekten dibe vurduk mu?..
Yoksa hala boşlukta düşmeye devam mı ediyoruz?..
Üçüncü soru:
Ekonomik faturayı en başta halk ödüyor; peki siyasal faturayı hükümet ödemeyecek mi?
Dördüncü soru:
Bu siyaset kurumuyla, siyaset kadrolarında geçerli bu çapsızlıkla Türkiye hangi sorununu nereye kadar çözebilir?..
Dünkü yazımda belirttiğim gibi, bizim siyaset kurumu çözüm değil sorun üretiyor daha çok. Devletin tepesindeki son Cumhurbaşkanı - Başbakan kavgasında olduğu gibi, sorun çözmüyor, aksine kendi sorun olabiliyor.
Devamlı kavga gürültüye yol açan bu siyaset kültürüyle bu siyaset kadroları nasıl değişecek, söyler misiniz? Siyaset kurumu eğer kendi kabuğu ve mantığı içinde kendi sorunlarına çare bulamazsa ne olacak, söyler misiniz?