Hepimize geçmiş olsun! Çünkü çok çok üzgünüz. Biz, her Türk vatandaşı gibi enflasyon illetinden kurtulmak için "kur çıpasına" dayalı bu programa 14 ay boyunca gönül verdik. Sadece biz mi? Toplumun geniş bir kesimi...
Denildi ki:
"Madem ki, enflasyon belasından kurtulmanın başka yolu yok. O halde el ele verelim. Bu işin üstesinden gelelim..."
Herkes yola koyuldu ama bakın sonunda geldiğimiz nokta:
"Yeni bir program..."
Yahu bu bize reva mı? Biz, bunu hak ediyor muyuz? Artık yeter...
Yeni dönemin adına "dalgalı kur sistemi" diyorlar.
Önce size "bu sistem neyin nesi?" Onu anlatmak isteriz. Bakın, Profesör Sema Kalaycıoğlu, "dalgalı kur sistemini" nasıl özetliyor:
"Esnek veya dalgalanan kur sistemi, genel olarak döviz kurunun döviz piyasalarında arz ve talep koşullarına göre belirlenmesi anlamına geliyor. Bir ülke parasının dış değerini diğer paralara göre sabit mi tutacak? Yoksa piyasa koşullarına göre mi belirleyecek? Seçim hangi kriterlere göre yapılacak? İşte bütün bunlar çok önem kazanıyor. Ve sizin anlayacağınız kamu müdahalesinin yer almadığı ve serbest dalgalanma olarak tanımlanıyor."
Bu noktada anladık da bu işin bize yararı ne diyebilirsiniz.
Yanıtlayalım:
Sistem, serbest piyasa ekonomisi felsefesini içeriyor. Serbest dalgalanma biçimi ile en etkin kaynak tahsisinin, en düşük maliyetle sağlanacağını savunan kesimler tarafından kabul görüyor. Bu görüşü savunanlar, "döviz kuru sabit tutulursa döviz piyasasında kıtlık, fazlalık ve bağlantılı olarak ödemeler bilançosunda sorunlar ortaya çıkabilir" diyorlar.
Ve hemen ekliyorlar:
"İşte dalgalı kur sistemi ile bu sorunlar ortaya çıkmaz. Üstelik rezerv tasarrufu bile sağlanır. Alıcı ve satıcı dövizde fiyatı belirleyeceği için kamu otoritesinin de istikrar sağlaması için döviz rezervlerine başvurma zorunluluğu ortadan kalkar."
Ağır fatura
Bunların tümünü yaşayıp öğreneceğiz. Ama bizim konumuz belli:
Yıllarca dolar alışkanlığı ile yaşamaya alışmış bu ülke 2003 yılında geçeceği bu sisteme 13 saatlik bir toplantı sonunda geçiverdi. Her şey oldu bitti.
Fatura, ağır.
Niye?
Çünkü bu ülkenin politikacıları üzerine düşen görevi yerine getiremedi. Uygulanan programa sadık kalamadı.
Bu ülkenin bürokratları üzerine düşeni yapamadı.
Hepsi didişti. Hepsi kavgayı tercih etti.
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edecekler.
Kimsenin buna hakkı yok?
Eğer bu ülke enflasyon illetinden kurtulacaksa öncelikle siyasetçiler ve bürokratlar, "kendi evlerinin içini kendileri temizlemeye" karar verecekler. Gerisi boş.
Tasarruf sahibine, yatırımcıya, işçiye, köylüye, üreticiye, sanayiciye yazık değil mi?
Görüşümüz, kriz yaratanlar sorumluluğu üzerine alsınlar. Hem de hiç vakit kaybetmeden.
Çünkü kimsenin tahammülü kalmadı, iyi bellesinler.
Son sözümüz, bu program inşallah devam edecek. Ama gerisi gelecek.
Kararlı olacaklar. Bizim derdimiz IMF değil ki?
Bu arada bankacılık cephesindeki gelişmeler de önemli. Yaşarbank, Emlakbank, Sümerbank ve Etibank davalarıyla ilgili olarak hakkında kırmızı bülten çıkan bankacı Şükrü Karahasanoğlu İtalya’da yakalandı. Önemli.
Bir başka önemli gelişme de Yaşarbank dosyasında yazdığımız Martı Denizcilik Grubu ile ilgili. Martı Denizcilik’in ortaklarından ve Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Erol Yücel ile ilgili.
Yücel 1995 yılında Toprakbank’tan aldığı 4 milyon dolar krediyi hala ödemediği için dün banka tarafından Kalamış’taki evine haciz gitti. Biliyorsunuz, Kalamış Koru Sitesi’nde ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz ile komşuydu. Bakalım neler olacak?
Ancak yatırımcılara son sözümüz, sakin olun ve en az üç gün gelişmeleri izleyin...