Pazartesi sabahı Başbakan'ın feryadıyla ateşlenen "kriz", halkın aklını ve yüreğini çelemeyince parasını çaldı.
Ekonomi zaten hassastı; tamam.
Para zaten ürkek ve bir o kadar da çılgındı; tamam.
Güven zaten zayıftı; tamam.
Ama madem "kriz", kronolojik olarak ve hükümetin ve megafonlarının yaydığı üzre, "Cumhurbaşkanı'nın müdahalesi"yle yola çıktı...
Kronolojiyi ve aktörlerini bir kez daha yerli yerine oturtmalı.
. . .
Geçen hafta Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulu'nu çalıştırmaya karar verdi.
Kamu bankaları ile el konulan bankalar incelenecekti. "Görev zararı" denilen batakları 20 milyar doları bulan kamu bankaları içinde, "siyasi müdahaleler" açısından kritik bir banka vardı...
Ve ne yazık ki, şimdi büyük bedel ödeyen "Halk"ın adını taşıyordu.
Bu banka, birkaç ay önce gözden kaçırılmak üzere kendisinden gidene kadar, seçim öncesindeki Yılmaz hükümeti de dahil, Hüsamettin Özkan'ın sorumluluğundaydı.
Bu bankayla ilgili "karanlıklar" nedense bir türlü aydınlatılmamıştı.
El konulan bankalar arasında kritik olan ise Etibank'tı.
Medya (Sabah) bağlantılı Etibank ise, el konulan bazı bankalarda ciddi adımlar atmış Temizel'in baş ağrısıydı. Çünkü, kendi sorumluluğundaki bu bankanın ve bağlantılı medya grubunun "fahri hami"si de Hüsamettin Özkan'dı.
Ayrıca, yine Özkan'ın dahliyle, hem o gruba, hem Etibank'a, başta "Halk" olmak üzere kamu bankalarından önemli kaynaklar aktarıldığı kayıtlara düşmüştü.
. . .
Sezer de bunları bilerek ve muhtemelen "yolsuzlukla mücadele" şişinmeleri ardında yangından mal kaçırıldığını düşünerek, Denetleme Kurulu'nu harekete geçirdi.
Aynı şekilde, Özkan da bunları ve sonrasını bilerek geçen hafta boyunca "Mezarlar, definler, kooperatif evleri, kiracı, yüzde 25 kira artışı" gibi "müthiş usulsüzlükler ve yolsuzluklar"la bir "Sezer dosyası" hazırladı.
Bunu da, yine geçen hafta boyunca, bir kısım matbuat vasıtasıyla manşetlere yapıştırdı.
Sonra da MGK'da "karşı karşıya" gelindi.
Başbakan, geç gittiği toplantıdan aceleyle dışarı çıkıp bağrınmasa para bu kadar ürkmeyecek ve azmayacaktı.
. . .
Bunların hepsi kronoloji ve içerik bakımından böyle oldu.
Şimdi, "Her şey MGK'da Sezer'in çıkışıyla başladı" diye yamultulan ve "küstahlık" yaygaralarıyla salçalanan kronolojiyi yerli yerine oturtabilirsiniz.
Elbette, bu ne cebinizden eksilen paranızı, ne yerlere yuvarlanmış ülkenizi, ne kırılmış son umutlarınızı, ne biten ne de giden işinizi... hiçbirini, hiçbirini geri getirmez.
İki yıldır "kur çıpası"na dayanan ve sizi, en azından çoğunuzu oltada balık gibi tutan "istikrar programı"nın, şimdi iflas ederek milyonlarca insanı artık çengele asmasını da önleyemez.
. . .
Ancak;
Endişe ederken, üzülürken, sıkılırken, yıkılırken, korkarken, çocuklarınızdan belki utanırken, lokmanızı sayarken, taksitlerinizi hesaplarken, boğazınızdan keserken...
Kronolojiyi ve merkezindeki halkçı ve etik bankaları ve "Ettin" Bey'i hiç unutmamanızı...
İki batık tekne yarım yamalak yüzdürülsün diye bütün bir ülkenin batırıldığını hep hatırlamanızı ve "ülkenizin aydınlığa çıkması için" birey ve toplum olarak tavır almanızı sağlarsa...
Yani;
Bunca kaybınıza, bunca çamura, bunca yalana ve tehdide rağmen...
Aklınıza, yüreğinize kavuşmak, onları satmamak gibi bir "onur" kazandığınızı, umutsuz bir ülkenin tek umudunun da bu olduğunu haykırırsa...
İnanın, yine de çok ama çok önemlidir.