25 Şubat 2001 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




TÜSİAD’ın yeni Başkanı Tuncay Özilhan:
IMF programı sabote edildi...

     Nilgün Cerrahoğlu

     Ünlü bir bankacı krizdeki sorumluluğu şöyle sıralıyor: 1. Siyaset. 2. Merkez Bankası. 3. IMF. Katılır mısınız?
     IMF’nin hatası oldu ama hepimiz hatalıyız. Programı hepimiz destekledik. Dövizin çıpaya bağlanması, yapısal reformlar, kamu, maliye politikaları ile enflasyonun düşürüleceğine, istikrar dönemine girilebileceğine hepimiz inandık. IMF de bu reçeteyi verdi. Sonra sistemin zayıf noktasının döviz olduğu anlaşıldı. İhracat düştü; ithalat, cari açıklar arttı. Hükümet yapısal reformları yapmamaya, tedbirleri almamaya, yasaları ileri atmaya başladı. Yurtdışı finans sektörü, yatırımcı inancını kaybetti. Hazine bonosu, hisse senedi alanlar tereddüte girdi. 2000 Eylül’ünden bu yana ortaya bir güvensizlik çıktı. Güvensizlik IMF reçetesinin çökmesi demekti. Hükümet de reçetenin çökmesinde önemli neden. Niyet anlaşmasında koyduğu taahhütleri yerine getirmedi. Mali milat olarak Telekom, THY özelleştirilecek dendi. Bir bakan çıktı, ben bunları özelleştirmem dedi. Kafaları karıştı. Kasım krizini IMF’nin çabuk hareketi ile atlattık. Cumhurbaşkanı’yla Başbakan’ın çekişmesi bardağı taşıran son damla oldu. IMF’nin de hükümetin de hatası var. Suç ikisindedir.
     
IMF: Dene ve bul
     "Hükümet IMF’den ne istediğini bilmiyor. IMF dayatmasıyla programı aldı, uygulayamadı, dayatmayla sonu bilinmeyen bir ayarlama yaptı" diyenler haklı mı?
     Her hükümet belli siyasi ortamda gücüne göre hareket edebiliyor. Yapabilecekleri, yapamayacakları var. IMF de Türkiye’nin bünyesine uygun ilacı deneyip yanılarak bulmaya çalışıyor. Tam uygulanabilse bu programdan düzgün bir iş çıkabileceği kanaatindeydim ben. Ama hükümet içinde inanmayanlar programı sabote etti. Sabote edilmesi neticesinde maalesef program uygulanamadı.
     
     Başbakan kur ayarlamasını turizm, ihracat artışı diye gösterdi. Erkan Mumcu turizmde, İstanbul Tekstil İhracatçıları Birliği Başkanı Oğuz Satıcı ihracatta devalüasyona umut bağlamadıklarını belirttiler. Kime yaradı devalüasyon?
     Haklılar. Ben de kimseye yaramadığına inanıyorum. Reel sektörde birtakım ihracatçılar tekrar rekabet şansı kazanabilir. Bu bir ilave katkı sağlayacaktır. Ancak genel çerçevede daha çok zararı oldu. Finans ve bankacılık sektöründe etkileri çok önemli olacak. Reel sektörde siz hükümet, IMF’nin programına güvenmiş, döviz borçlanmışsınız. Türkiye’de bankacılığın açık pozisyonu kadar bir o kadar reel sektörün döviz borcu var. 100 milyar dolar bir açık pozisyonu varsa; bankacılık artı reel sektör % 30’luk bir devalüasyonla Türkiye 30 milyar dolar fakirleşti. KBMG kavga dövüş 3500 dolara çıkmıştı. Tekrar 3000’lerin altına inecek. Fakirleştiğimiz için sıkıntı önceki krizlerde olduğu gibi 3 - 6 ayda değil 2 - 3 yılda atlatılacak.
     
Göz gözü görmüyor
     Döviz dalgalanmaya bırakıldı ve bir enflasyon hedefi belirlenecek dendi. Ama bir paket yok. Ne oldu şimdi? Durumun adı ne?
     Çok yoğun bir sis basmış ortalığı. Göz gözü görmüyor. Şu anda ne döviz, ne faizin nereye yerleşeceği, ne sistemin nasıl çalışacağı belli. Bayramdan sonraya dek bu sis sürer. Sonra döviz bir dengeye girer. Dövizin belirlenmesiyle birlikte faizler belirlenecek. Serbest piyasa ekonomisinin avantajı bu. Ve IMF’le birlikte yeniden gerçekçi şartlar içinde bir program yapılacak. Bunun bir - iki yıllık olması lazım. Ve bu dalgalı kuru Türkiye’nin iyi anlaması lazım. Bunun bir program olarak gelmesi lazım ki, bankacısı, reel sektörü, işadamı, bürokratı nasıl yaşayacak görelim...
     
     Siz 50 şirketten oluşan Anadolu Holding’in başındasınız. Otomotiv nasıl etkilenecek?
     Panik olmamak lazım. Toz dumandan sonra Türkiye daha büyük enflasyonla bir yere oturacak. Bu yıl önemli miktarda küçüleceğiz. İnşallah Doğu Bloku falan gibi % 25 küçülmeler olmaz. Büyük ihtimalle - % 6 - % 7 civarında küçülecek Türkiye. Talep düşecek. Otomotiv çok küçülecek. Geçen yıl toplam 550 bin vasıta satıldı. % 20 - % 25 küçülme tahmin ediyorduk. Şimdi korkunç biçimde yani % 50’nin üstünde küçülecek sektör. Bütçemizi yeni rakam, hedeflere göre ayarlayacağız ve seneyi daha küçük bir yapı içinde geçireceğiz. En önemli etki işsizlik olacak. İlk etapta biz bunu yapmamaya çalışacağız.
     
     Yatırımlarınızı nasıl yönlendiriyorsunuz?
     Başlamadığımız ya da önemli kısmını yapmadığımız yatırımların hepsini durdurduk. Öncelik yaşamak. 2 - 3 yıl özel sektör yatırımlarının duracağına, ancak belli istikrara kavuştuktan sonra büyümenin gündeme geleceğini düşünüyorum. Çok sektör çok etkilenecek. Hani atom bombası atıyorsunuz mantar çıkıyor ya. Arkadan "fall out efectöler oluyor. Daha onları görmedik.
     
     Küçük yatırımcıya tavsiyeniz?
     Küçük yatırımcının eğer üreticiyse küçülüp, borçlanmadan kendi yağıyla kavrulmasını, mümkünse işlerini 3 - 6 ay kapatmasını, şartlar oluşunca yeniden toparlanmasını öneririm.
     
•  Ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısında olması gereken özellikleri anlatırken "AB’den sorumlu Mesut Yılmaz" örneğini veriyor Tuncay Özilhan.
•  "Mesut Yılmaz’ın bulunduğu konuma gelmesiyle bakanlıklar ve bürokratlar arasında AB konusunda nasıl daha verimli koordinasyon sağlandıysa; ekonomide ipleri eline alacak bir Başbakan Yardımcısı’nın bu göreve gelmesi bakanlar arası uyumu artırır!" diyor.
•  "Atom bombasına" benzettiği krizle eşzamanlı olarak TÜSİAD Başkanlığı’na adım atan Tuncay Özilhan aranan "ekonomik mesih" için: "İlla Meclis içinden çıkmasına da gerek yok" diyerek ekliyor: "Ancak Başbakan’dan o yetkileri almış, bakanları, bürokratları yönetebilecek biri şart..."
•  Bunun gerekçesini "ivedi güven tesisi" arayışıyla açıklıyor. "Yurtiçi ve yurtdışına güven aşılamak" konusunda "anahtar" konumunda birinin varlığını çok önemsiyor. TÜSİAD Başkanı’nın bir o kadar üstünde durduğu unsur "Ulusal Program". "Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarını sağlayacak başlıca araç Ulusal Program ve AB’dir" diyor Özilhan: "Er ya da geç gideciğimiz yer AB. Ulusal Program bir an önce yürürlüğe konmalı..."
     
     
Vatandaş şaşkın
     En iyi / en kötü senaryo ne?
     En iyi senaryo hükümetin yeni bir program yapması ve içeri, dışarının güvenebileceği birinin ekonominin iplerini yeniden ele alması. Dışarıda herkes şaşırmış vaziyette. Bana dönüyor diyor ki: Hükümetinize güvendim, bono aldım, borsaya girdim; dövizi çıpaya bağladım dedi ama bizi ortada bıraktı. Güvenin yeniden tesis edilmesi gerek. Yalnız ekonomiden sorumlu bir başbakan yardımcısı konuşacak. Her kafadan ses çıkmayacak. Birilerinin çıkıp bize güven verecek bir şeyler söylemesi lazım. Şunları, şu sebepten yapacağız diye... Vatandaş da şaşkın. Nereye gideceğiz diyor. Güven veren biri lazım. Başbakan’dan o yetkileri almış, bakanları ve bürokratları yönetebilecek kapasitede biri. İlla Meclis içinden çıkmasına da gerek yok. Öncelik güven ortamının yaratılmasıdır.
     
     Yarınki MGK’dan beklentileriniz ne? Yeniden gerginleşme olur mu?
     Verdikleri zararı görürler tahmin ediyorum. Neticede bunun tetikleyicisiydiler. O yükü ve sorumluluğu hissetmeleri lazım. Ulusal Program’da uzlaşılmalı. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarını sağlayacak en önemli nokta Ulusal Program. Ulusal Program bir an önce yürürlüğe konmalı. Türkiye’nin hedefi ve eninde sonunda gideceği yer AB. Bugünden başlamalı.
     


 EKONOMİ


IMF programı sabote edildi...
Bankalara nefes
Açığı olan banka yok
10 kamu bankasına ortak borç yönetimi
Nefes kesen hafta
Kredi kartı sahipleri ne yapmalı?
‘Ortaya çıkan manzara yüreğimi parçalıyor’
‘Söylenti çıkaranlar ihanet ediyor’
İşçiye bayramdan önce ikramiye


 SAYFA BAŞI 




© 2001 Milliyet