25 Şubat 2001 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




'Reçete'yi değil, kafaları değiştirmeye bakalım!

     Şofördü. İstanbul'un varoşlarından birinde yaşıyordu. Geçen gün ağlamaklıydı:
     "Mahallede iki üç tane konfeksiyon atölyesi vardı. Kızlar, hanımlar gidip eve iş alıyorlar, çalışıyorlardı. Aile bütçesine çok iyi katkıydı. Şimdi hepsi kapandı."
     Büyük işadamı dün yakınıyordu:
     "Her gelen bizim kellede öğreniyor traş yapmayı... Sonucu görüyoruz. Asıl faturayı halk ödüyor. İş alemi de çok fire verir. Çünkü ilk defa bir ekonomik programa bu kadar çok güvendi. 1 Temmuz'a kadar döviz kurunu taahhüt etmişti hükümet. Buna inandı ve yatırım yaptı. Ama hükümet sözünden bir anda döndü. Kuru serbest bıraktı. Şimdi aradaki farkı kim ödeyecek?.. İş alemi çok fire verir."
     Ne yazık ki bizim medyayı da fena vuran işsizlik gerçeğine Bekir Çoşkun dün Hürriyet'teki köşesinde değinmişti:
     "Ben acının her zaman yoksullara düştüğünü bilirim...
     Acı güçsüze düşer...
     Bir akşam karanlığında, elinde bir sıcak ekmek ile eve gitmeyi bile mutluluk sayanlara...
     Ya da parası yoksa bile soluk ışıklı bir evde, soluk benizli bir güzel kadına 'Of... Bugün çok yoruldum...' deme mutluluğunun çok görüldüğü çalışanlara...
     Kırıp dökenler orada oturuyorlar... İşsiz kalmak bunlara düşüyor... Acı onların payı..."
     Evet Bekir, bu acı bir gerçek. Soru, bu acının nasıl dindirileceği konusunda düğümleniyor.
     Hepimiz birleşiyoruz:
     Acının dinmesi için hayat pahalılığının yenilmesi şart... Acının dinmesi için enflasyondan kurtulmak şart...
     Acının dinmesi için işsizliği kırmak şart... Acının dinmesi için ekonomik büyüme şart... Acının dinmesi için yatırım ve üretim şart...
     Acının dinmesi için gerçek ücretlerin artması şart... Acının dinmesi için ekonomide verimlilik şart...
     Kısacası:
     Acının dinmesi için öncelikle halkın ekmek derdinin, yani aş ve iş sorununun çözüm yoluna girmesi şart...
     Ama nasıl?
     Sorunun düğümü bu soruda.
     Acılar hangi yolla dinecek?
     Ekmek derdi nasıl çözülecek?
     Sihirli bir yolu var mı?
     
Berlin Duvarı niye yıkıldı?
     Geçen yüzyıl insanlığın acılarını dindirmek için mucize arayışıyla geçti. Sihirli yolun bulunduğu sanıldı. Dünyanın bir bölümünde ekonomiye devlet hükmetti. Serbest rekabet hem ekonomide hem siyasette reddedildi. Böylece 'emekçi cenneti' yaratılacaktı.
     Ama mucize gerçekleşmedi!
     1989'da Berlin Duvarı yıkıldı; ekonomi ve siyasette devlet tekeline dayanan düzenler iflas etti.
     Buna karşılık, hem ekonomide hem siyasette serbest rekabeti öngören düzen kazandı. Demokrasiye, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına, pazar ekonomisine dayanan bir düzendi bu.
     
Batı deyince...
     Bu düzene kısaca Batı deniyor.
     Türkiye de bunun bir parçası. Avrupa Konseyi'nde öyle, OECD'de öyle, NATO'da öyle, AB'de aday ülke olarak öyle...
     Eğer öyleysek, bunun gereğini yapmak zorundayız. Ekonomide, üretimde, bankacılıkta bir an önce devleti silmek gerekiyor. İç ve dış rekabetin kurallarını geçerli kılmaktan başka çaremiz yok. Demokrasi ve hukuk devletine ilişkin düzenlemeler konusunda elimizi çabuk tutmalıyız.
     Bunlar bir bütün!
     Bir kısmını alıp bir kısmını dışlamak olmuyor. "AB'ye üye olalım, demokratikleşmede fazla ileri gitmeyelim!" olmuyor. "Özelleştirmeye evet ama her alanda değil" olmuyor. "Özelleştirme olsun ama işsizliğe yol açmadan olsun" da olmuyor. "Kamu bankalarını özelleştirmeye, fonları kaldırmaya evet ama" deyip, ipe un sermek de ayıp oluyor.
     Kimileri ise farklı düşünüyor. IMF' ile reçetelerine kızıyorlar.
     Ortalık toz duman!
     "Kahrolsun IMF!" sloganları çalınıyor kulaklara. Oysa, serinkanlı düşünmekte yarar var. Beyni sloganların eline teslim etmek kolay yol çünkü.
     Ama çare mi?
     Latin Amerika'da bu süreç yaşandı.
     Latin Amerika ülkeleri, IMF programlarını uyguladıkları için hiper enflasyon cehennemine yuvarlanmadılar. Tam tersine yarıda bıraktıkları, sulandırdıkları için yeryüzünde bir süre cehennemi yaşadılar.
     Yani cehennemin nedeni 'reçete' değil, popülist politikalardı.
     Bizde de farklı olmadı.
     Yarım bırakılan, yarım yamalak uygulanan IMF programlarının sayısı onun üzerinde. Programları sonuna kadar uygulama kararlılık ve becerisini gösteremedi birçok hükümetimiz. Birkaç gün önce Ecevit hükümeti de bir tanesini çöpe attı.
     Ve faturasını derhal ödemeye başladık.
     
Acıları dindirmek...
     Programların teknik yapısında, uygulamayla ilgili aletler konusunda eksikler, eleştirilmesi gereken yanlar elbette olabilir.
     Ancak IMF programlarının genel çerçevesi, yani ekonomiyi, bankacılığı devletten kurtarmak, özelleştirmeyi tamamlamak, tarımı modernleştirmek, kamu maliyesini adam etmek, iç ve dış rekabetin kanallarını açmak vs. doğru bir çerçevedir.
     Bu çerçevede mucize ve sloganlara değil, soğuk hesap ve akılcılığa yer vardır.
     Bu çerçeve aynı zamanda Batı'dır.
     Avrupa Birliği'dir.
     Dünyanın birinci ligidir.
     Tercihimiz bunlarsa, 'reçete'yi değil, bir an önce kafaları değiştirmeye bakalım.
     Sevgili Bekir,
     Acıları dindirmenin yolu kolay değil, biliyorum, ama ne yazık ki sihirli yolu da yok acıları dindirmenin... Geçen yüzyılın insanlığa verdiği dersler böyle...
     'Kahrolsun IMF!' demekle çözülülebilseydi keşke bütün sorunlar!
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
Bugün dündür...

Fikret BİLA
İki nokta, üç girişim

Berrin Cankat
Beni hiç ilgilendirmez

Hasan CEMAL
'Reçete'yi değil, kafaları değiştirmeye bakalım!

Güneri CIVAOĞLU
Kıskaçtan çıkmak

Yalçın DOĞAN
Uçuruma krallık kurmak

Abbas GÜÇLÜ
Vehbi Bey'in eğitim aşkı

Doğan HEPER
İçeride kaos sınırda savaş

Sami KOHEN
ABD desteğinin anlamı...

Gani MÜJDE
Televoleci ekonomist Gani Bey’den pazar ekonomisi

Zeynep ORAL
Sierra Maestra Dağları...

Hasan PULUR
Yemez de, yedirmez de!

Derya SAZAK
Revizyon çözüm mü?

Umur TALU
İsimleri önemli değil

Meral TAMER
Borsamız şimdi yabancıya cazip

Metin TOKER
Benim gözüm yarınki MGK'de

Güngör URAS
"Vatandaş sakin ol"

© 2001 Milliyet