Bankamatik memur, bankacılıkla değil siyasetle ilgili yeni bir terim. "Sadece kâğıt üzerinde memur olan, yani hiç işe uğramayıp, aybaşında maaşını bankamatikten çeken memur" anlamına geliyor. Bu memurlar genellikle politikacıların karıları, dayıları ve köylüleri arasından çıkar.
Bir örnek mi istiyorsunuz?
Mesela, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in öğretmen eşi Nevin Gökçek. Nevin Hanım, TBMM’ne hiç uğramadığı halde, 1999’dan beri, Fazilet Partisi Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın danışmanı sıfatıyla maaş alır. Maaşı 400 milyon civarındadır. Kemal Albayrak Gökçeklerin yabancısı sayılmaz; 1994-1995 yıllarında EGO’nun Otobüs Daire Başkanı, yani Gökçek’in memuruydu.
"Meclis’e hiç uğramıyor" lafı kıskançların marifeti olabilir diye, Kemal Albayrak’ın Meclis’teki sekreterine telefon ettim:
– Sayın Milletvekili’nin danışmanı Nevin Gökçek Hanım’la görüşmek isterdim, mümkünse...
– Nevin mi, böyle birini hiç duymadım!
Nevin Hanım öğretmendir. Ne yani? 200 milyon maaş için her sabah kalkıp okula gitsin, öğrencilerle uğraşsın, evde imtihan kâğıdı mı okusun istiyorsunuz? Oturduğu yerde 400 milyon almak varken...
YAĞMURLU HAVADA YOL YIKAYAN BELEDİYE
Dün, Bayram’ın ikinci günü, Beşiktaş Belediyesi’ne ait bir kamyon harıl harıl Etiler, Akatlar tarafında yolları fırçalıyor, süpürüyordu. Ne güzel, bayram temizliği, değil mi?
Değil! Bir defa, yolun iki tarafında park etmiş araçlar olduğu için, kamyon sadece yolun ortasını yıkıyordu. Sonra zaten şakır şakır yağmur yağdığı için, yaptığı bir halta yaramıyordu. Bir üçüncü marifeti de, bayram günü trafiği büsbütün tıkaması oluyordu.
İşgüzarlık mı, yoksa benim anlamadığım bir menfaatleri mi var bu hamaratlıkta, bilmem ki!
Koyunlar dururken kuşların lafı mı olur!
Aşağıdaki yazıyı gazeteye geçtim, ama sonra utandım. Okuyun, nedenini söyleyeceğim.
Levent’te, Movieplex sinemasının da bulunduğu pasajdan sık sık geçerim. Burada, Snack diye küçük bir büfe var. Sabah gazetesinin bir kupürünü, daha doğrusu Hıncal Uluç’un köşesinden bir bölümü kesip büyütmüş, sinema afişi gibi kapıya asmışlar. Hıncal Bey, bu büfede satılan tostların güzelliğini övüyor, okurlarına tavsiye ediyor, bu yazısında.
Hıncal Uluç, Snack Büfe’de oturup karnını doyurduğunda, karşısındaki petşopa (canlı evcil hayvanlar ve bunlar için yem satılan dükkânlara şimdilerde böyle deniliyor) ...ne diyordum, unuttum; evet, Hıncal Bey karşısına denk gelen petşopa dikkat etmemiş demek ki, benim gördüğümü o da görse mutlaka yazardı.
Bayramın birinci günü pasajdan geçerken fark ettim: vitrindeki bir kafeste 8-10 tane muhabbet kuşu var. Gecenin geç bir saati, vitrin dışarıdan görünsün diye, kafesin içindeki floresan lambalar yanık bırakılmış. Zavallı hayvanlar, tepelerindeki o çiğ ışıkla nasıl uyur bilmem. "Hayvan sevgisi" böyle bazen hayvanlara işkenceye dönüşüyor.
Evet, gazeteye geçtiğim yazı buydu.
Niye mi bu yazıdan utandım? Milliyet’in dünkü manşetini gördünüz (Radikal, Hürriyet ve Sabah’ta da aynı haber ve benzer fotoğraflar birinci sayfalardaydı): kurban kesimi yine katliama dönüşmüş. Her yer kan, bağırsak, kıpkırmızı et... Dedim ya, ben Kurban Bayramı’nda mecbur olmadıkça evden çıkmam; bu manzarayı görmemek için.
Yüz binlerce hayvana böyle eziyet ettiğimiz bir günde, kafeste rahat uyuyamaz diye sadece kuşları yazdığım için utandım.