Derviş’in ABD temasları, bankacılık reformunun dış finansman sağlanması için "anahtar" olduğunu gösterdi... Ancak IMF ve Dünya Bankası,ösiyasi direniş" olasılığından kaygılı...
YASEMİN ÇONGAR Washington
Kemal Derviş’in "Dünya Bankası Başkan Yardımcısı" sıfatıyla ayrıldığı Washington’a "Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı" olarak dönmesi, Ankara ile ABD’deki muhatapları arasındaki diyaloğun uyumlu ve pürüzlü yönlerini ortaya çıkardı.
Derviş’in ABD Hazinesi, IMF ve Dünya Bankası üst düzey yönetimleri ile yaptığı görüşmelerde karşılaştığı "coşkulu kabul", kendisinin Ankara’da görev üstlenmiş olmasının, bu çevreler tarafından Türkiye ile iktisadi diyalogdaki "başlıca umut ve uyum faktörü" olarak algılandığını gösterdi. En büyük olası "pürüz" ise, yine aynı çevrelere göre, "Türk siyaseti."
Washington’daki finans çevrelerinde, Türkiye’deki bazı siyasi aktör ve partilerin, "sıkı para politikası, bankacılık reformu ve özelleştirme" adımlarına siyasi ya da kişisel hesaplarla direnebileceği izlenimi egemen.
Derviş’in temasları, böyle bir direnişin, Türkiye’nin dört gözle beklediği "dış kaynakların" kısılmasına yolaçabileceğini de gösterdi.
Milliyet’in ABD’deki finans çevreleriyle yaptığı sohbetlerde, bu kesimin düşünceleri özetle şöyle yanısıtıldı:
"Krizden çıkılması ve enflasyonun düşmesi için Türkiye’de neler yapılabileceği belli. Derviş de yapılması gerekenleri çok net görüyor. Ankara’nın Derviş’in şahsında, ‘ekonomi bilen’ ve ‘Türkiye’deki tabloya kişisel çıkar güdüsü olmaksızın tepeden bakabilen’ bir yetkili bulduğuna inanıyoruz. Ancak Derviş’in ve Türkiye’nin önündeki en önemli engel, şimdi iktisadi gerçeklerden ve toplumun genel yararından ziyade, kendi çıkar ve konumlarını önde tutarak reformlara direnebilecek olan siyasi kesimdir."
Kilit konu: Bankacılık
IMF yetkilileri mali krizin başlıca nedenini, "Bankacılık reformunda gecikilmesi, siyasi ve bürokratik engellerle, reformun önünün tıkanması" olarak açıklıyorlar. Aynı yetkililere göre, "Bankaların günde 10 milyon dolarlarca zarar etmeyi sürdürmesine göz yumuldukça, Türkiye’ye sağlanacak dış finansmanın da bir yararı olmayacak ve kriz döngüsü aşılamayacak."
Derviş de Washington’da bu değerlendirmeye katıldığını yansıttı ve şöyle dedi: "En acil sorun, bankacılık sistemindeki büyük zararları ortadan kaldırmak. Son kriz gösterdi ki, bankacılık sistemindeki yapısal bozuklukları hızla düzeltmeden, kuru sabit tutmak çok zor. Çıkarmamız gereken asıl ders, para ve mali politikaları ile bankacılığın birarada alınması gereğidir. Çok kararlı davranmak ve bankacılıkta geri dönülmez reform adımları atmak zorundayız."
Finansman için de koşul
Derviş, Washington’da "Kamu bankaları büyük kambur" ve "Hiç bir potansiyeli olmayan, öz sermayesini tamamen yitirmiş bankalara bel bağlamak hata" sözleriyle, bankacılıktaki reformun hem kamu, hem özel alanda kapsamlı bir "tasfiye ve konsolidasyon" içereceğinin işaretini verdi.
ABD’deki finans çevreleri de, kamu bankalarının "tek çatı altında toplanması", Merkez Bankası dışında hiç bir yerle işlem yapamaz hale gelmiş özel bankaların da tasfiyesi ve bütün bu adımları kapsayacak bağlayıcı bir yasanın çıkarılması üzerinde duruyorlar.
IMF ve Dünya Bankası yetkilileri, bankacılık alanında böyle kapsamlı bir reforma gidilmesi halinde, reformun maliyetinin Türkiye’ye "taze kaynak" sağlanarak karşılanacağını vurguluyorlar.
Ancak Derviş’in temasları gösterdi ki, bankacılık alanında reform adımları geciktikçe, dış kaynak desteği de gecikebilir. Reform paketi ve buna bağlı kaynaklar harekete geçirilemezse, kısa vadede, Türkiye’ye verilecek mali destek, IMF’nin geçen aralıkta Özel Rezerv İmkanı (SRF) kapsamında sağladığı kredi dilimlerinin 2001’deki bölümünün öne çekilmesiyle sınırlı kalabilir.
Derviş’in gücü "kamuoyu"
IMF ve Dünya Bankası çevreleri, Derviş’in Ankara’da göreve başlamasından itibaren kendisine gösterilen desteğin, reformlar ve mali disiplinli yeni bir program konusundaki olası siyasi direnişi kırmakta "en önemli araç" olacağı inancındalar. Bu açıdan, özellikle medyanın ve özel sektörün Derviş’e bu aşamada destek olması da, Washington’da "çok olumlu" karşılanıyor.
Derviş ise, hem Başbakan Bülent Ecevit’in "enflasyonla mücadele ve bankacılık reformu" konularındaki kararlılığına çok güvendiğini söylüyor, hem de "Başarılı olmamız için, koalisyon ortaklarının da tam desteği şart" diyerek, MHP ve ANAP’a mesaj gönderiyor.
ABD Kongresi IMF’ye kızgın
Başbakan Bülent Ecevit’in "çağdışı" olmakla suçladığı IMF, son günlerde Washington’daki bir kesim siyasetçi tarafından da ağır biçimde eleştiriliyor. ABD Kongresi’nin Ortak Ekonomi Komitesi’nde önceki gün yapılan bir özel oturumda sunulan bir raporda da, Arjantin ve Türkiye örnekleri tartışıldı. Raporu hazırlayan muhafazakâr iktisatçılardan oluşan komisyonun başkanı Allan Meltzer, "Türkiye ve Arjantin’de mali krizin zamanında önlenememesi, sonra da krizin aşılması için milyarlarca dolarlık kefalet ödenmek zorunda kalınması, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın global piyasalarla ilgili öğrenmesi gereken daha çok şey olduğunu gösterdi" dedi.
Komiteye başkanlık eden Cumhuriyetçi temsilci Jim Saxton da, IMF ve Dünya Bankası’nın "çok ciddi bir reformdan geçmesi ve küçülmesi yönünde baskı yapacaklarını" bildirdi.