10 Mart 2001 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Melezleşme ve din

     SERDAR Turgut çok değerli bir yazardır. Katılmadığım görüşlerini bile önemli bulurum. 12 - 16 Şubat tarihlerinde, Hürriyet'te çok önemli beş yazı yazdı. Araya kriz girdiği için bugün ele alıyorum.
     Bir ateist olan Sayın Turgut, tarih, din, laiklik gibi konularda artık "resmi söylemin kimseyi tatmin etmediğini" belirterek diyor ki:
     "Bugün kendi diniyle bu kadar kavgalı olduğu görünümünü veren Türkiye dışında başka bir toplum yok... Ne tarihimizi ne kendi dinimizi tam olarak biliyoruz. Cahiliz bu iki konuda..."
     Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı da bir yazısında Kemalist aydın Ayşe Nil'den şu alıntıyı yapmıştı:
     "Kabahat bizde, hepimizde. Dine tümüyle yüz çevirmeyip ona sahip çıksaydık işimiz daha kolay olurdu. En azından bir ağırlığımız olurdu, insanlara ne dediğimizi anlatabilirdik..." (Cumhuriyet, 2 Ocak 1998)
     Turgut bu noktada olağanüstü derece önemli bir soruna dikkat çekiyor:
     "Kendi dinini ve tarihini ısrarla öğrenmemeye çalışan bir toplumu bekleyen en büyük tehlike, aidiyet duygusunun yok olmasıdır."
     Yani, sosyolojik anlamıyla, "millet" olma özelliklerinin zayıflaması!
     ***
     MİLLET olma özelliklerinin zayıflaması, ortak değerleri kaybetmek demektir! Müzmin uzlaşmazlıklar, iç kavgalar demektir. "Millet"i birbirine karşı düşman, birbirine anlayış göstermeyen, ortak milli projeler için işbirliği yapamayan "kategoriler"e bölünmek demektir.
     28 Şubatçılar buna tuz biber ekti!
     Serdar Turgut diyor ki:
     "Resmi söylemler 'karşı tarafla konuşmayın' diyor ve karşı tarafı belirli kategoriler içinde düşünmeyenlere de kızıyor!"
     Ve resmi ideoloji, özünde "siyasi" olduğu için, Turgut'un deyimiyle, "toplumsal ahlaki yapı oluşturmaya" yetmiyor.
     Saygın sosyologlarımızdan Şerif Mardin'e göre de, dinin sadece 'vicdan' meselesi gibi görülmesinin sebebi dinin toplumsal işlevleri konusundaki 'bilgisizlik'tir ve "merkezi temel değerler" konusunda bir manevi boşluk yaratmıştır. (Türkiye'de Din ve Siyaset, İletişim Yay. Sf. 240 vd.)
     ***
     ŞU iletişim ve sosyal hareketlilik çağında sürekli "kategorileştirilmiş" olarak yaşamak mümkün mü! İşte, resmi ideolojinin toplumsal kavramları (ilerici gerici ayırımı mesela) etkisini kaybediyor.
     Turgut, Sosyoloji Derneği Başkanı Prof. Birsen Gökçe'den bir alıntı yapıyor:
     "Artık ak - kara görünümünde olan geleneksel - modern ayırımı ortadan kalkıyor. Geleceğin sosyolojisi klasik sosyolojinin ikili sınıflamalarına karşı çıkıyor. Saflığın yerini melezlik kavramı alıyor."
     Kudretli büyüklerimiz görmüyor ama, toplumda hem dini kültürler, hem sağ ve sol ideolojiler, hem de laiklik artık "katıksız" kalamıyorlar, "ötekiler"le alışveriş oluyor, yeni "melez" (karma) anlayışlar ortaya çıkıyor.
     Sosyolog Eisenstadt da "Fundamentalism, Secterianism and Revolution, The Jacobin Dimension of Modernity" adlı eserinde, hem dini akımların hem laik akımların nasıl "melezleştiğini" anlatıyor.
     Pazartesi bu kitap hakkında yazacağım.
     
     t.akyol@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Melezleşme ve din

Fikret BİLA
Kamu bankaları

Berrin Cankat
CHP’den Paşa da istifa etmişti

Hasan CEMAL
Başörtüsü yasağından hoşlanmam ama...

Güneri CIVAOĞLU
Yüzmek ve yürümek

Abbas GÜÇLÜ
Hocaların maaşı

Nail GÜRELİ
Düşünebilmek

Sami KOHEN
Bizim gibi...

Hasan PULUR
Demirel köpürmüş!

Derya SAZAK
Finike, SOS veriyor

Meral TAMER
Betil'e yakışır

Güngör URAS
Kurtuluş reçetesi "yalap şalap" yazılamaz

© 2001 Milliyet