10 Mart 2001 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Başörtüsü yasağından hoşlanmam ama...

     Başörtüsü, türban yasağı deyince ne mi düşünüyorum? Bu konuda yıllar boyu çok yazı yazdım. Böylesi yasaklardan hoşlanmıyorum. Ama bu yasağın daha farklı, daha ince ayrımları olan bir yasak olduğunu da öteden beri biliyorum.
     Geçenlerde bu konuyla ilgili Türker Alkan'ın bir yazısını okudum.
     Çok güzeldi.
     Bu yazıya aynen katıldığım için bugün köşemi ona bırakıyorum.
     * * *
     "Sık sık okur mektupları gelir: 'Alçak herif, sen üniversitelerdeki başörtüsü yasağını nasıl savunursun?' diye. Oysa ben üniversitelerde başörtüsü yasağının yanlış olduğunu söyleyen pek çok yazı yazdım. Ama laikliği savunan bir insan olarak basmakalıp düşünce beni de 'başörtüsü yasakçısı' ilan etmede bir sakınca görmemiş olmalı.
     Üniversitede öğrencilere konan başörtüsü yasağının yanlış olduğuna inanıyorum. Çünkü öğrenciler, 'kamu hizmetinden yararlanan vatandaşlardır', 'kamu hizmeti veren yetkili kişiler' değil. Öğrenci kimlikleriyle siyasal ve toplumsal konumlarını belirtmelerinde bir sakınca olduğunu da düşünemiyorum.
     Kısacası, üniversite öğrencileri kılık kıyafet bakımından daha özgür olabilirler.
     Öte yandan, başörtüsü yasağı konusunda üniversite yönetimlerinin, rektörlüklerin, dekanlıkların, YÖK'ün aldığı tavrı eleştirmenin de bir anlamı yok. Çünkü üniversiteler, Danıştay'ın, Anayasa Mahkemesi'nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konuda verdiği kararlarla bağlıdır. Ve bu kurumlar, üniversitelerdeki başörtüsü yasağını destekler doğrultuda kararlar almıştır.
     Öğrenciler giyim kuşamlarında serbest olmalıdır derken, tıp eğitimi gibi öğrencilerden özel giyim bekleyen eğitim alanlarını bunun dışında tutmak gerektiğini de söylemeliyim.
     'Ben erkek kadavrasına bakmam' diyen kız öğrencilerin bulunduğu tıp fakülteleri gördük. Bu öğrenci doktor olduğu zaman eline düşmek istemem doğrusu. (Sayın Erbakan düşmek ister mi, ondan da emin değilim doğrusu.)
     Öğrencileri ve kamu hizmetinden yararlananları zorunlu kıyafet düzenlemesinin dışında bıraksak bile, kamu görevlilerinin siyasal tercihlerini yansıtan kıyafetleri giymemeleri, siyasal simgelerle ortalıkta dolaşmamaları çağdaş bürokrasinin ve demokrasi anlayışının gerektirdiği zorunluluklardır.
     Bir davada sizi yargılayan yargıcın veya sizi gözaltına alan polisin yakasında siyasal bir partinin rozetini görmekten mutlu olabilir misiniz?
     Nitekim, Batı dünyasında da bu yönde kararlar verildiğini görüyoruz. Derslerine türbanla girmekte ısrar eden İsviçreli kadın öğretmenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne açtığı dava görüşülmeye bile gerek olmadan reddedildi.
     Fransa'da sadece öğretmenlerin değil, öğrencilerin de türbanla okula gelişi yasaklandı.
     ABD'de Philadelphia'da belediye otobüslerinde sürücü olarak çalışan Kim Harris adlı kadın başörtüsü takmakta ısrar ettiği için işten atıldı.
     Üstelik, bu ülkelerde şeriatçı tehlike filan olmadığı halde böyle sert önlemlere başvuruyorlar.
     İster istemez durup sormak gerekiyor, 'Oralarda da mı 28 Şubat süreci işliyor acaba? Onlar da mı laik Kemalist Jakobenler?'
     Üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağının bir de öbür yanı var: Başörtüsünün serbest olduğu zamanlarda, özellikle taşra üniversitelerinde, başörtüsü takmayanlara karşı ciddi bir baskı uygulanmıştı. Şimdi başörtüsüne 'demokrasi' adına sahip çıkanlar o dönemde hiç seslerini çıkarmadılar. Çıkarsalardı, şimdi belki çok farklı bir hava olurdu."
     * * *
     Bu satırlara aynen katılıyorum.
     Türker Alkan'ın Radikal'deki 2 Mart 2001 tarihli yazısının başlığı da ilginçti:
     "28 Şubatçı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi..."
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Melezleşme ve din

Fikret BİLA
Kamu bankaları

Berrin Cankat
CHP’den Paşa da istifa etmişti

Hasan CEMAL
Başörtüsü yasağından hoşlanmam ama...

Güneri CIVAOĞLU
Yüzmek ve yürümek

Abbas GÜÇLÜ
Hocaların maaşı

Nail GÜRELİ
Düşünebilmek

Sami KOHEN
Bizim gibi...

Hasan PULUR
Demirel köpürmüş!

Derya SAZAK
Finike, SOS veriyor

Meral TAMER
Betil'e yakışır

Güngör URAS
Kurtuluş reçetesi "yalap şalap" yazılamaz

© 2001 Milliyet