Düşüncesizliğin diz boyu olduğu bir ortamda düşünmekten söz etmek, düşüncesizliğin dik alası değil de nedir?
Bizi bu ""düşünce"(!) yazısına yönelten, Dünya Sevgililer Günü'nün ardından Hadi Uluengin'in yazdığı "Aşk ilanları" başlıklı yazısı oldu. Fransız "Liberation" gazetesinde bine yakın "sevda mesajı"nı okuduğunu belirten Uluengin, "İlanların ezici çoğunluğu öylesine klasik bir içerik taşıyordu ve öylesine beylik laflar kullanılıyordu ki, şaşırdım kaldım" diyor.
Ya bizim gazetelerde çıkan sayfalar dolusu aşk mesajları?.
Birkaç yıldır bizim de "21. yüzyılın gönül trendleri" hakkında bilgi edinmek için izlediğimiz mesajların büyük çoğunluğu bir duygu zenginliğini değil, bir cinsel doyumsuzluğu ya da iştahı ifade ediyor. Hem duygu hem düşünce yoksunu laflar...
Adına "aşk"(!) denilen ilişkilerde cinsel güdüler duyguların önüne geçince, "düşünce"ye yer kalmıyor.
Sevgi mesajlarını okudukça, onları yazanlarla muhataplarının ilişkilerinin nasıl başladığını düşündük.
Bir görüşte aşık olup bir duygu zenginliğini yaşamaya mı başlamışlardı, yoksa ilişkiyi bir gönül eğlencesi olarak mı almışlardı?.
İlişkinin başladığı ve yaşandığı düzey, elbet sevgi söylemlerine de yansıyor.
Eğitim sistemi düşünceye önem vermediği için, düşünme yeteneği ve alışkanlığı edinmemiş insanların ilişkisi de rasgele başlıyor. En belirgin becerimiz bu tür vesileleri üretmede görülür.
Vesilelerin en beyliği "saat kaç acaba?" sorusuyla başlatılır.
Öteki örnekleri magazin gazetelerinde ve dergilerindeki "kız nasıl tavlanır?" türünde rehberlik yazılarında bol bol bulabilirsiniz.
Kızların erkek tavlaması "ayıp" sayıldığından, o yöntemler pek açığa vurulmaz, ama hemen her genç kız tarafından da sanki güdüsel olarak bilinir. Baygın bakışlar... Saç düzeltmeler... Daha neler neler... Arabalılar için de pas vermenin binbir yolu var; arabalı olanlar bilir.
Böylece duygudan yoksun başlayıp düşünceden uzak biçimde süren ilişkilerin bir zaman sonra aşka dönüştüğü sanılır. Sonunda hüsran ile karşılaşanlar (genellikle kızlar ve kadınlar) "Ben böyle olduğunu hiç düşünememiştim" özrüne sığınırlar. Yani, düşüncesizlik bir kusur değil, haklı bir mazeret olur. Sevgililer Günü'ndeki mesajların çoğu da işte bu süreçlerin mesajlarıdır.
Bir şiir
Türk Dili Dergisi'nde Celal Ülgen "Sen Olmazsan Şiirim Olmaz" diyor. Kimi dizelerini aktarıyoruz, atlamaca: "Sen olmazsan / Maviler ölür / Dudaklarım tuz denizi... // Sen olmazsan / Kuru Ağaçlar gövdesiyim yapraksız. // Sen olmazsan / Toprak kokmaz / Değişir rengi yaprakların / Kuşlar dilini unutur gizemli ötüşlerin"