11 Mart 2001 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Büyükelçiler ve anıları

Meslek hayatlarını kaleme alan Dışişleri mensupları istedikleri kadar özgürce yazabiliyorlar mı bilmiyorum. Ama bazıları, planladıkları siyasi hayata yatırım yapıyor

     Devlet yöneticilerinin, yüksek rütbeli memurların, generallerin, sanatçıların "hatırat" kaleme almaları milletin hafızası için çok önemlidir. Siyasi tarihin tasviri dışında, bir toplumun hayatının devamlılığı süresince renklerini kavramak bu edebi türle mümkündür. Avrupa kültürünü belirleyen çizgilerden biri, bireyin hayatının kaydedilmesidir. Bu kayıt işlemi bizde zayıf bir edebi türdür. Klasik Osmanlı döneminde ancak Gelibolulu Mustafa Ali; o da müstakil bir eser halinde değil, tarihlerinde "Halat-u Kahire", "Nushat’us Selatin" ve "Mevvaid’un Nefais fi Kavaid’ul Mecalis" gibi protokole ilişkin eserlerinde kendinden, hayatından ve rastladığı şahıslardan örnekler verir. Bu heccav (hicivci) üslubu yazarın biyografisini ve çevresinin bu açıdan düzenli bir tahlil ve incelemesini ABD’li Osmanlı uzmanı Cornell Fleischer "Bürokrat ve Aydın..." adlı eserinde yaptı. Şüphesiz Evliya Çelebimiz’in anıtsal "Seyahatname"sinde hayatının ve devrinin bir panoramasını renkli bir üslupla ve başarıyla çizdiği malum. 19. yüzyılın dahi Türk’ü Ahmed Cevdet Paşa da kendini ve toplumsal çevresini "Maruzat" adlı eserinde başarıyla çizimler.
     Hatırat türü bizde İkinci Meşrutiyet yıllarında patlama gösterdi. Eski Dahiliye Nazırı Memduh Paşa ve Şeyhülislam Hayrullah Efendi’ninki bu türün örnekleridir. Bu hatırat bu yazarların görev dönemlerini aklamayı, siyasi görüş ve tavırlarını açıklamayı ve İkinci Meşrutiyet idaresine karşı masumiyet ve haklılıklarını arz etmeyi amaçlayan metinlerdir. Bizim hatırat edebiyatımızda tarihî gerçeği örtmeye yönelik yalan kaçınılmaz bir motiftir. Vakıa Fransa’da da belirli bir yaştan sonra generallerin hatırat yazması adeta yasaklanırmış; ama İkinci Meşrutiyet ricalinin tarihi inşa etme merakı hatırat türü eserlere bütün kabalığıyla yansır. Bu arada Cumhuriyet devrinde Celal Bayar’ın bu geleneği izlediğini, ancak çok belgesel, zaman zaman da tarih yazmaya yönelik bir hatırat ortaya koyduğunu ("Ben de Yazdım") belirtelim. Hatırat güzel yazıldığı ölçüde okunmuştur. Falih Rıfkı’nın "Zeytin Dağı" sadece genç aydın ve zabitin savaş günlerinin değil; bir imparatorluğun çöküşünün canlı tasviridir. Bir neslin dramı ve Türk imparatorluğunun soylu çöküşü yer yer Cumhuriyetçi bir görüşle yeniden yazılmış gibidir. Hüseyin Cahit (Yalçın) bu yeniden inşanın bir örneğidir ve Nadir Nadi, İkinci Büyük Harp’teki anılarını iki defa yazmıştır. Refik Halid’in "Minel bab ilel Mihrab"ı mütareke dönemini ve kendini o çevrede anlatmayı amaçlayan başarılı bir hatırattır. Aslında bu bir istisnadır, çünkü Türk hatırat yazarları özel hayatlarını ve kişiliklerini çizecek samimi açıklamalardan kaçınırlar. Türk hatırat edebiyatında portre çizimi bu nedenle zayıftır; oysa tarih bilgimiz her dönemin bireylerini tanımak ihtiyacındadır. Devirleri de ancak bu sayede kavrarız...
     Son yirmi yıldır Dışişleri mensuplarımız meslek hayatlarını kaleme almaya başladılar. İstedikleri gibi özgürce yazabiliyorlar mı bilmiyorum. Ama bazıları yakın gelecekte planladıkları siyasi hayata yatırım ve bu gibi çevrelere bir arz-ı takdim yapıyor. Bazıları kırgın ve bezgin bir hayat dolayısıyle buruk anılar kaleme almış. İçlerinde merhum Semih Günver gibi hem kendini hem bulunduğu çevreyi müstehzi ve muzip bir üslupla tasvir eden seçkin bir yazar da var. Kendisini tanırdım ve severdim; zeki ve muzip bir kişiliği vardı. Etrafı hafiften hicvettiği gibi, zekice özeleştiriden de kaçınmazdı. Merhum Zeki Kuneralp yaşadığı ilginç hayatı, değişen Türkiye ve dünyayı ilginç bir biçimde nakletmiştir ("Sadece Diplomat"). Sacit Somel eski bir başkonsolosumuz olarak gözlemlerini "Biz İçerden Siz Dışardan" başlığıyla ve anekdotlarla anlatıyor. Turgut Tülümen’in İran değerlendirmelerini isabetli buluyorum ("İran Devrimi Hatıraları"). Tanşığ Bleda’dan ise bu ülkeyi daha renkli bir çizimle anlatmasını beklerdim. Mamafih "Maskeli Balo"yu 1960’lar kuşağı Dışişleri mensuplarını anlamak için okumak lazımdır. Ergun Sav gibi "Diplodramatiköte hariciye hayatını tiyatro münekkidinin locasından anlatanlar da var. 1966’da siyah Afrika’yı tasvir eden "Hisar" dergisine yolladığı mektuplar bu kıtayı öğrenebileceğimiz tek kaynaktı o tarihte... Dışişleri’nin filolog büyükelçisi Mustafa Aşula ise anılarında diplomatlık aşamasından çok "Kolcu Salih"in yani kendisinin uzak Kars’ta geçen sıkıntılı çocukluk ve öğrenim yıllarının tasvirini yapmayı tercih ediyor. İlginç bir yaşam yolu. O imkansızlıklar içinde Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kadar uzanmış ve yabancı okullarda okuyan birçok gençten daha çok sayıda mükemmel dil öğrenip Dışişleri memuru olabilmiş; gençlerin okuması gereken bir yaşam "Dışişleri Albümü." Henüz emekli olmayan büyükelçilerimizden ve tabii hatırat dalına hiç el atmayan valilerimizden bu gibi eserleri vermelerini bekliyoruz.
     


 PAZAR


HENDRICKS İstanbul’da
KİM NE OKUYOR?..
Sade’ın kırbacı şakladı
Ruhumu sex shop’ta bulabilirsin
Çalış yorul, dinlen yorul
Ofisin köşesini yuvarladı
40 Ergin İnan sergileniyor
Rehineniz itinayla kurtarılır
Hortumlu dokunulmazlık
Ayşegül Aldinç’in İstanbul’u...
Beyoğlu’nun Keyfhan’ı
sanat BORSASI
‘Ben bir isyancıyım’
Seksolojiden çaktım
İşsizlik öğretir!
Mütevazı bir analiz
Dave Holland geliyor
Hacıbaba Lokantası
Hırsız ve çapkın bakan
‘Londra Sularının Horozu’
Büyükelçiler ve anıları
Bir erkek gibi kırılgan
"Karanlığın Kahkahası"
Felekten bir Harlem gecesinin sonunda


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet