Dün tam 17 gazete gördüm (okudum demek yalan olur); bence en güzel yazıyı, en güzel haberi Hürriyet’te "Kaya Çilingiroğlu iyi bir cerrahtır" başlığıyla Doğan Hızlan yazdı. Üç günlük gazetecinin, 40 küsur yıllık bir ustaya "Elinize sağlık!" demesi yakışık alır mı bilmem, ama diyorum işte! Koskova bir cerrah, Doktor Kaya Çlingiroğlu, hastanede yoğun bakımda.
Gazeteler haberi nasıl verdi, gördünüz değil mi?
"Hülya Avşar’ın kayınbabası... İşadamı Kaya Çilingiroğlu’nun babası..." Doğan Hızlan, her zamanki zarafetiyle, gazetecilere çok ağır bir "hatırlatmada" bulunuyor. (Uyarı demek istemiyorum, diyor):
"Böyle bir değerler erozyonunu hoş göremem... Hakkında haber yapacakları kişileri bir araştırsınlar, ondan sonra haberi yazsınlar. Ve en önemlisi de, her şeyi magazin gözlüğüyle görmekten vazgeçsinler".
Evet, Kaya Çilingiroğlu büyük bir cerrahtır. Kendi adını verdiği oğlu Kaya daha doğmadan, gelin diye eve Hülya Avşar’ı getirmeden, herkes Kaya Çilingiroğlu’nu tanır, bilirdi.
Türkiye, elinde çok kaliteli, çok değerli varlıkları olan bir dükkân. Bu ülkenin halkı, iyi bir şey sunduğunuz zaman, kıymetini biliyor. Ama biz, vitrine hep ıvır zıvır koyma alışkanlığından vazgeçmiyoruz.
Değerlerin bir hiyerarşisi yok mudur? Koskoca bir cerrahı hatırlatmak için, Hülya Avşar’ın kayınbabası, onun kocasının babası olduğunu söylemek mi lazım, Allah aşkınıza!
Kaya Bey’e Tanrı’dan acil şifalar diliyorum! Türk basınına da biraz izan!..
ALLAH’IN DA... UMURUNDAYDI!
Komser Şekspir’in yönetmeni Sinan Çetin "karşı konulmaz bir sinemacı" olduğunu düşünüyor. Şengül Balıksırtı’nın Sabah’ta yayımlanan röportajında "Bugüne kadar beni reddedecek hiçbir aktöre film teklifi götürmedim. Tek istisna Şener Şen’dir... Ama artık bundan sonra ona da teklif götürmeyeceğim" diyor.
Anlatması çok zor, ama cuk oturdu; kendimi tutamayıp anlatmaya çalışacağım. Bilenler, uygun görürlerse fıkrayı tamamlasınlar.
Karadenizli imam, ağustos sıcağında bunalarak cuma hutbesini bitirmiş. Elli senedir söylediği lafları, cemaatin bir kulağından girip bir kulağından çıkacağını bile bile, bir kere daha tekrarlamış. Ter içinde, yorgun, bezgin camiden çıkarken, cemaatten biri ensesinden konuşmuş:
– Hoca Efendi be, demiş, sen Allah Allah diyesun ya...
– Eee?
Ben bu Allah’a da inanmayrum daa!
Kendini tutamamış hoca:
– Allah’ın da çok (umurum)daydı da!
Kötü örnek oluyor
Meclis’te yumruklaştılar ve sonunda Şanlıurfa Milletvekili M. Fevzi Şıhanlıoğlu’nun kalp krizi geçirerek ölümüne sebep olmaktan hâkim huzuruna çıkarıldılar ya. Hâkim, Adlî Tıp raporlarını incelemek ve televizyon görüntülerini izlemek için, davayı bir günün sabah saat 9’una ertelediğini söyleyince, milletvekillerinin avukatı itiraz edecek olmuş:
– Sayın Başkan, müvekkilim sabah o kadar erken gelemez!..
Hâkim bu itirazı kabul etmemiş:
– İstirham ederim, ben de gazetelerde okudum, siz görmediniz mi? Sayın Bakan bile sabah 06.30’da çalışmaya başlıyor!
Sayın Bakan’ı anladınız, değil mi?
Bu gidişle, Kemal Derviş hem Türkiye’ye kötü örnek (!) olacak, hem de siyaset dünyasında dostlar (!) edinecek.
Derviş’e mi acırsın gazetecilere mi?
Milliyet’in Ankara Haber Müdürü Serpil Çevikcan, foto muhabiri Altan Burgucu’yu sabah göreve gönderirken "Kemal Derviş’i çok yakından izle, aman!" diye tembih etmişti. Altan, sabah toplantısında tekmil veriyor:
– Derviş’i çok yakından izledim Serpil Hanım...
– İyi ettin. Ne çektin?
– Yani... burnunun kıllarını bile çektim!
Bu sohbeti bana aktaran da tasdik ediyor:
– Vallahi, fotoğraflara baktık, Altan doğru söylemiş...
Bu gazeteci milletinden korkulur!