Cumhuriyet tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri, Anayasanın dışına çıkarak, iki darbe yapmışlar ve bir müdahalede bulunmuşlardır.
İki de isyan teşebbüsü yaşanmıştır.
Bunların hepsi, gerçekleştikleri tarihle anılmaktadır. Darbeler 27 Mayıs ve 12 Eylüldür; müdahale 12 Mart; isyan teşebbüsleri ise 22 Şubat ve 21 Mayıs. İki gün önce, geçen Pazartesi, 12 Martın 30. yıldönümüydü. Gene hayli mürekkep akıtıldı.
Olayların böyle isimlendirilmesi bazı kimselerce yadırganılabilir. Kimileri bunları aynı sepete koymaktadırlar: Meşrusalar hepsi meşrudurlar; değilseler hiç biri değildir. "Darbe" ile "müdahale" farkını kabul etmeyenler vardır. 28 Şubatı, önüne "post - modern" deyimini katarak bu kategorilere sokanlar bulunmaktadır. 1789'u Fransa Kralı, 1917'i Rus Çarı kazansaydılar tarihe ne bir Büyük Fransız İhtilali, ne bir Büyük Bolşevik Devrimi yazılacaktı. Hiç bir şey başarı kadar başarılı değildir. 28 Şubat ile ötekilerin farkı o bir anayasal kuruluş içinde, MGK'da cereyan etmiştir. Fiyaskoyla sonuçlanan isyan girişimlerine gelince, onların başındaki sergüzeştçiler bunun bedelini her yerde çok zaman kelleleriyle ödemişlerdir.
Aslında, isimler büyük önem de taşımazlar. Gerçi, bir ölçüde, olayın niteliğini belirler ama içerik, sadece onlara bakarak anlaşılmaz.
Yukarda anılan olayların hepsi "Türk malı"dır. Onları - bu da, benim talihim - en elverişli gözleme noktalarından izleme fırsatı bulmuşumdur. Sizi temin ederim ki hiç birinde "yabancı parmağı", yaşadığımız karşılıklı etkileşme devrinde doğal görülebilecek oranın bir milim dahi ötesinde olmamıştır.
Halbuki, o 30. yıldönümünde ne yorumlar - özellikle, sonradan dönmüş eski kulağı kesiklerin kaleminden - okudum, yarabbi! Hani 12 Martı yaşamamış bulunsam, kendime, "Rüya mı gördüm?" diye çimdik atmam gerekecekti..
12 Mart: 9 Martın panzehiri
Dedim ya: Aman yarabbi! 12 Martın temelinde meğer neler yokmuş: Soğuk savaş yıllarının o döneminde "Morrison Demirel" Amerikalılara karşı vaziyet almamış mı, U2 casus uçaklarını yasaklamamış mı; Amerikalılara rağmen Türkiye'yi bir kalkındırmış, bir kalkındırmış, onlara kafa tutacak güce eriştirmiş; yeni sanayi tesislerinin yapımını - kendi muhtaçı himmet bir dede - Ruslara verip tam bağımsızlığını ilan etmemiş, bir de, bol haşhaş ektirterek Coni'lerin damarına basmamış mı?
Madem öyle, işte böyle! Amerika da Muhteşem Demirel'in altını oymuş, Askeri harekete geçirtip onu devreden çıkartmış..
Halbuki olayları ancak seyredebilen bir nafile Demirel iktidarının gözü önünde "9 Mart" hazırlanıyordu ve aslında Asker, "12 Mart" ile öteki Askerin yolunu kesiyordu. (Bk. "Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları", 7. cilt: "Son yılları", Bilgi Yayınevi) Efendim nerede, ben nerede?
* * *
Pek merak ediyorum, bugün yaşadığımız Kemal Derviş Olayı"nın yıldönümlerinde acaba neler yazılacak, neler.. Bizim toplum böyle tosunlar yetiştirmeye devam ederse!