Hazine eski Müşteşarı Selçuk Demiralp, reel sektördeki finans krizine karşı, "Kamu kurumları, yüksek faiz gelirlerini kredi nedeniyle sıkıntıya düşen üyelerine dağıtsınlar" diyerek somut bir öneri getirmişti.
Demiralp bu öneri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ni (TOBB) işaret etmiş, 19 Şubat ile birlikte üç günde 1.2 trilyon liranın üzerinde rant elde ettiklerini vurgulamıştı. Demiralp kamu kaynaklarından sağlanan bu yüksek faiz gelirlerinin, haksız yerlere gittiğini de belirtmişti.
Demiralp’in söyledikleri sözkonusu kurumlarda yankılanmaya devam ediyor.
Odalardan 350 milyon dolar toplayan TOBB’un elinde 18 trilyon lira nakit para olduğu ifade ediliyor. Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası’nın elinde biriken fon ise 100 milyon doları buluyor. Tektilcilerin Başkanı Halit Narin, "Kamu müesseleri nakdi birikimlerini üyelerinin istifadesine sunacak bir düzenlemeye gitmeli" diyerek Demiralp’in görüşüne destek veriyor.
TOBB, TİSK gibi kurumların yanı sıra tüm oda ve işveren kuruluşlarının, yüksek faiz gelirlerini üyelerine kredi olarak dağıtması önerisi, üretimin desteklenmesi tezine dayanıyor. Gelinen nokta gösteriyor ki, kamu kaynaklarını idare edenler aşırı karların üzerine oturarak, ‘En büyük başkan’ olamayacaklar.
Yüklü miktardaki kamu hesaplarının peşine düşen bankacılar, bu kurumların yöneticilerine avanta da dağıtamayacak. Yalnız, üyeleri fonlama önerisi, "Ya krediler doğru yerlere gitmezse, çar - çur edilirse" endişesi de taşıyor. Sonuçta bu kurumlar, kamu bankaları gibi ekonomik olmaktan çok siyasal etkiler altında.
Havuz Hesabı
Uzun yıllar kamu bankalarında yöneticilik yapan, Süzer Holding İcra Komitesi Üyesi Hasan Kılavuz bir hatırlatma yapıyor. Kılavuz, Vakıfbank Genel Müdür Yardımcısı olduğu döneme denk düşen Refahyol iktidarındaki "Havuz Hesabı" uygulamasını anlatıyor.
Bir taraftan yüksek faizle borçlanan kamu kuruluşlarının, diğer taraftan da Hazine’den aldığı paraları veya elinde bulunan fonları yüksek faizle bankaya yatıranların hesapları, aynı havuzda toplanıyordu. Böylece kamuya ait kuruluşlar, bankalardan borç para almak yerine, mevduat faizinin 10 puan üzerinde kredi kullanıyorlardı. Kılavuz, kurumların bütçesini kontrol altına alan "Havuz Hesabı" uygulamasını şöyle şekillendiriyor:
"Kamu nitelikli fonlar hangi bankada olursa olsun, ihtiyacı olan kamu kuruluşlarına; özel sektör fonları ise reel sektöre kredi olarak kullandırılabilir."
Havuz sistemine en büyük tepki, haksız rekabete yol açtığı gerekçesiyle özel sektör bankacılarından gelmişti.
TÜSİAD’ın ziyareti
İnternetteki haber sitesi Habertürk’te, "Kemal Derviş TÜSİAD’ın randevusunu kabul etmedi" diye bir haber çıkınca telefonlara sarıldık. Az gelişmiş ülkelerin babası Kemal Derviş, zenginler kulübüne tavır mı alıyor sorusuna asılıp, randevu olayını soruşturuyoruz.
Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), yönetim kurulunu yenilediğinde, cumhurbaşkanından başbakana, bakanlardan müşteşarlara kadar bir dizi nezaket ziyaretinde bulunur. 2001 yılı başında genel kurulunu yapan TÜSİAD’ın bu geleneği, Milli Güvenlik Konseyi’nde yaşanan krize takıldı. Aynı günlerde Ankara’da olmayı planlayan TÜSİAD, randevusunu erteleye erteleye perşembe gününe dayandı. Yarın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile 11.50 buluşmasını kesinleştiren TÜSİAD’ın yeni yönetim kurulu, dün akşam saatlerinde taze Bakan Kemal Derviş’ten de onay aldı. Bu arada TÜSİAD’ın, 2001 yılına başkent ofisi açarak girdiğini de vurgulamalıyım.