Yeni işimde çok hoşuma giden bir gelişme var. Genç gazeteciler "Berrin Abla!" diye beni aramaya, faks çekmeye, e-posta göndermeye başladılar. Aralarında çocuklarımın akranı olanlar var. "Abla!" demelerinden hoşlandığımı belli etmemeye çalışıyorum.
Dün gençlerin iki meselesi vardı, işsiz kalan arkadaşlarıyla ilgili.
Hürriyet’te "Sokaktaki bu genç çocukların içinde belki de geleceğin Uğur Mumcu’ları, Çetin Emeç’leri, Abdi İpekçi’leri vardı" diye yazan Bekir Coşkun onları çok duygulandırmış.
Sabah’ta Çetin Altan, "Genç gazetecilerin bazılarıysa... kendi gazetelerini dahi okuma zahmetine girmeden, ucuz ve basmakalıp sorularla dolaşıyorlar ortalıkta..." diye yazmış. Çocuklar bunu "demek ki, atılmayı hak etmişler" mânâsına almışlar ve pek dertlenmişler.
Ve gün boyu, telefonla arayarak Çetin Abi’lerini biraz rahatsız etmişler.
CEPTEN CEBE
– Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş milletvekili değil, parti üyesi bile değil. Ecevit davet etmiş, DSP’ye girmedi. Demek ki artık ekonomi siyasete hâkim olacak.
– Eee?
– E’si, Meclis’in profili de değişecek demektir.
– Anlamadım!
– Kamu bankaları arpalık olmaktan çıkınca, miletvekilliğinin, hatta bakanlığın bile tadı tuzu kalmayacak.
Kimin eli kimin cebinde?
Hastanenin adını verip, doktorları zor durumda bırakmak istemiyorum.
Üç teyzemi (Allah eksik etmesin, konu komşuda teyzem çoktur) kontrol için bir özel hastaneye götürdüm. Her zamanki hastane ve hekim.
Doktor, üçünü de sırayla muayene etti, sonra "Siz çoktandır gelmemişsiniz; bir elektro, bir de akciğer filmi isterim" dedi. Yetmedi, "bir de eforlu çekelim" deyince "Doktor bey, bir şey mi gördünüz?" diye sordum, "Hayır, hayır!" dedi. Elektro sonuçlarını inceledi, bu sefer de talyum testi isteyince, iyice şüphelendim. Uygun bir anı bekleyip, doktoru sıkıştırdım:
– Doktor bey, ne oluyor Allah aşkınıza?
– Berrin Hanım, muayene ücretleri, tetkikler, tedaviler çok tutuyor artık, insanlar doktora gitmez oldu. Hastane yönetimi "Hasta göndermiyorsunuz" diye başımızın etini yiyor...
Teyzelerimden ikisi Emekli Sandığı, biri SSK emeklisidir. Yani masraf, sigorta tarafından karşılanıyor. Demek ki sigorta kurumları aslında özel hastanelere çalışıyor. Bir de "niye battı?" diye hayret ediyoruz.
Zoraki sigorta
Tatilin son günü, yanımda bir arkadaşımla Akmerkez’e gittim. Advantage Card’ını ödemek istiyormuş, Beymen mağazasına girdik.
Arkadaşım, elindeki hesap ekstresini kasaya uzatırken, faturada yapmadığı bir alışverişi fark etti:
"Boyner Sigorta otomatik ödeme: 4.250.000 TL". Sorup öğrendik. Advantage Card sahipleri "toplu taşıtlarda başlarına gelebilecek kazalara karşı" Boyner Sigorta tarafından sigorta ettirilmiş; sigorta bedeli o ayın kart faturasına eklenmiş.
"İstemiyorsanız, bu parayı bir sonraki faturadan düşeriz" dediler.
Advantage Card yöneticilerine iki sorum var:
1. Kart sahibinin isteği ve izni olmadan yapmasanız da, açıp "sigortalı olmak istiyor musunuz?" diye sorsanız, hem etik, hem de nezaket açısından daha iyi olmaz mı?
2. Toplam 1.250.000 kart sahibi var diyorsunuz. Her birinden 4.250.000 TL alıp, bir ay sonra iade ederseniz, işlettiğiniz 5.3 trilyon lira, size 260 milyar lira faiz getirir. Şayet kart sahiplerinin sesi çıkmazsa o zaman sigorta şirketiniz 5.3 trilyonluk poliçe satmış olur. İçinize siner mi?