21 Mart 2001 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Saatlerin kaprisi

     Evlat edindiğim ülkeme her dönüşümde, en azından birkaç gün boyunca yeniden uyum sağlama sürecinden kaynaklanan bir rahatsızlık yaşıyorum. Sanki her şey bana yeni ve biraz da saçma görünüyor ama bu durum fazla uzun sürmüyor. Hemen, benim yokluğumda benim "kontrolüm" dışında ne haltlar karıştırdıklarını öğrenmek için Türk kanallarını açıyorum; beni bekleyen birkaç gazeteyi okuyorum; telefona sarılıyorum. Buzdolabına önceden almış olduğum azığımı, meşhur makarnam için gereken gizli malzemeleri yerleştirirken hayatımın olağan akışına dönmesini diliyordum. Ama burada uyum sağlamakta zorluk çektiğim bir nokta var: Saat değişiklikleri mi? Hayır! Sözünü ettiğim şey iki ülkemin arasındaki pek de kayda değer olmayan saat farkı değil; ben zaman farkından söz ediyorum. İtalyanlar’ın belli bir saatte yaptıkları şeyi Türkler birkaç saat sonra yapıyorlar. Mağazaların açılış saatleri, öğle ve akşam yemeklerinin saatleri. Bu kez, dönüşüm hafta sonuna rastladı. Pazar sabahı erkenden, her zaman olduğu gibi, kendimi hazır ve nazır deniz kenarında buluverdim. Bu benim en sevdiğim gezinti; Milano’da deniz olmadığından çok özlemiştim. Hızlı hızlı yürüyorum ve özlediğim her şeyin tadını çıkarıyorum, dondurucu rüzgarın bile... Artık üzerine yorgunluk çökmüş denizin gürültüsü... Martıların uçuşu... Sabahları fazla kalabalık olmuyor. Birbirimize içten içe gururla ve işbirliği duygusuyla bakıyoruz. Evet... Biz aktif tipleriz... Diğerlerine benzemeyiz! "Diğerleri" sabahın temiz havasından yararlanmak yerine sıcak, koruyucu battaniyelerine sarınıp yataktan çıkamayan tembeller! Çabucak yürüyüşümü tamamlayıp saate bir göz atıyorum ve birilerini aramak için daha çok erken olduğunu fark ediyorum. Ben de geri dönüp geldiğim yolu bir de ters tarafa doğru yürüyorum; yukarı, Erenköy’e doğru uzanan sokaklardan geçiyorum; gazete, dergi, CD vs. satan dükkanın ve de şehrin en iyi pastanesinin önüne geliveriyorum. Tabii her yer kapalı; sokaklarda sadece yarı uykulu kediler, köpekler, kapıcılar, benim gibi sıkıntıyla etrafına bakınan birkaç şaşkın var. "Kaçta açılıyor?" diye soruyorum. Saat ondan önce açmayacaklarını gayet iyi bilmeme rağmen biraz çene çalmış olmak için yine de soruyorum. Gazetelerimi ve dergilerimi aldıktan sonra, her zaman bu pastanenin ilk müşterisi olarak yerimi alırım... Kruvasanlar için her zaman beklemem gerekir ama böylece onları sıcak sıcak yiyebilme şansım oluyor. Oturduğum gibi kim var kim yok herkesi uyandırmak için telefonu alırım elime. Eskiden uykulu seslerle saçma sapan mazeretler uydurarak açarlardı telefonu: "Çok geç yattım!", "Bu sabah kendimi pek iyi hissetmiyorum!", "Oğlumun ateşi çıktı!" Son zamanlardaysa hepsi telefonlarını kapatıyor; hal böyle olunca ben de nerede bulunduğumu belirten mesajlar gönderiyorum onlara... Kahvaltımı etmeye başlıyorum. Caddede hayat on ikiye doğru başlar. Yavaş yavaş insanlar uykulu yüzlerle, ellerinde gazeteleri, ayaklarını sürüyerek gezinmeye başlarlar. Telefonum da çalmaya başlar. Çağrılarıma cevap veriyorlar: "Bir yere kıpırdama, şimdi geliyorum!" Ama uzun kahvaltı ve açık havada yürüyüş bir anda kendimi yorgun hissettiriverir. Artık benim için dönüş vakti gelmiştir. Yerimi yeni gelenlere bırakırım ve ayaklarımı sürüyerek önümden geçen ilk taksiye atlarım. Yorgun argın bir duş alırım ve dışarda trafik yoğunlaşadursun, ben cep telefonumu kapatırım. Uykuya dalarım!
     


 PAZAR


Alman takımında bir Türk taraftarı
KİM NE OKUYOR?..
Kamuya açık değilim
Beşiktaş indi, siyah beyaz çıktı
Yeniden bir aradalar...
Nurgül Yeşilçay’ın İstanbul’u...
Vücut saatine ayar çekin
Bir kocaman duman halkası
Ödüllü karikatürler
Atlar ve hatlar
Hangi Potter gerçek?
Dali’liğe övgü
Dünya mutfakları İstanbul’da...
KİM NEREDE NE YEDİ?
Haftanın REHBERİ
‘Kemal bir daha medyayla gelmesin’
Al dilini yanına, herkes kendi yoluna
"Küçük askerler" bedelli bekler!
Nasıl konsantre olunur? (1)
Dereotsuz bakla yemeği
Seksüel transiyaset
Bitkilerden hoş bir seda
Altın yumurtlayan tavuğun tüyleri nasıl dökülüyor?
Saatlerin kaprisi
"2001 Şiir Yıllığı"
Mahallemizin renkleri


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet