BİRİNCİ ve İkinci Dünya Savaşları'nın sebebi Avrupalıların kendi aralarındaki kavgalardır.
Her iki savaş toplam 80 milyon insanın hayatına mal olmuştur!
Bu iki savaşın sebepleri arasında Alman ve Fransız milliyetçiliklerinin çatışmasının özel bir önemi vardır.
Hatta tarihçi H. G. Wells'e göre, Alman - Fransız çatışmasının kökleri "binyıl" öncesine kadar gider: "Şarlman İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesinden beri, Avrupa'ya hakim olma konusunda Almanya'nın en amansız rakibi Fransa'dır." Onun için Kanuni Süleyman, Almanya'ya karşı Fransa'yı desteklemişti.
Almanlar ve Fransızlar tarihte belki yüz defa büyük savaş yapmış, iki defa da birbirlerini tamamen işgal etmişlerdir! (Wells, Kısa Dünya Tarihi, sf. 261 vd.)
Sonuncusu, Hitler'in Paris'e girmesiydi!
* * * İKİ millet arasında karşıt milliyetçilik duygularının güçlü olması bakımından bundan daha 'zengin', daha derin tarihi ve jeopolitik sebepler olabilir miydi?!
Ama bugün bu iki millet Avrupa Birliği çatısı altında sınırlarını kaldırdılar! "Milli egemenlik" kavramının beşiği olan Fransa ile "milli hegemonya" kavramının beşiği olan Almanya, milletler - üstü Avrupa kurumlarını güçlendirmek için başı çekiyorlar.
İki ülkenin iç rejimleri de çok değişti: Almanya'da, bırakın Hitler'in Nazizmini, Bismark'ın "Demir Şansölye" rejimi bile çok gerilerde kaldı.
Fransa'da, bırakın Jakobenlerin giyotinli diktatörlüğünü, askeri Bonapartizm bile çok gerilerde kaldı. Hatta Fransa'daki bu büyük değişimin ve "Avrupalı kurumlar" fikrinin önderi, "Fransız milliyetçisi" De Gaulle oldu!
Ama hala Fransız ve Alman milletleri ve kültürleri var; üstelik efendice ve çok yararlı bir şekilde rekabet de ediyorlar.
* * * ÇÜNKÜ, milletlerin arasındaki ekonomik bağlar o kadar güçlendi ki, artık eski Alman türü "milli ekonomi"yi veya Fransız türü "güdümlü ekonomi"yi ya da bizde 1930'ların devletçiliğini savunmak, gerilemeyi savunmak olur.
Paranoyalara da gerek yok. Çağımızda küresel ekonomik ilişkiler milletleri o kadar birbirine bağlamıştır ki, bir ülkenin krizi herkese zarar veriyor!
Onun için, çağımızda "millet" kavramı liberal, çoğulcu, sivil ve 'küresel' yeni değerler kazanıyor, eski otoriter, devletçi, tek düze, hiyerarşik anlayışlar marjinalleşiyor. "Atatürk milliyetçiliği" adına 1930'ları idealize ederek, ya da gelenekçi milliyetçilikler adına tarihin başka dönemlerini idealize ederek çağın getirdiği ekonomik ve siyasi liberalleşmeye karşı çıkmak Türkiye'ye yarar getirmez.
MHP'nin 12 Eylül öncesi programında Ortak Pazar (AB'nin o zamanki adı) "İkinci Sevr" olarak niteleniyordu. Bugün "AB için Ulusal Program"da MHP'nin imzası var.
Çağımızı iyi anlamadan, "milliyetçiliğimiz"i oturtacak yeri çağımızda bulamayız!