23 Mart 2001 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Yarısı boş yarısı dolu bir bardak...

     Bir heyecan fırtınası yaratmalıydı. Ülke çapında bir seferberlik havasıyla açıklanmalı ve çoşkuyla yola çıkılmalıydı.
     Olmadı.
     Dalgalanmadı kamuoyu.
     Oysa, Avrupa hülyası bu toprakların insanında çok derinlere gidiyor. Neredeyse iki asırlık köklü bir hülya bu. Ve işte Ulusal Program da bu topraklarda daha iyi, daha güzel, daha uygarca yaşamak isteyenlerin hülyasını gerçek kılacak bir yol haritası çiziyor.
     Bu nedenle tarihi bir belge...
     Siyasal ve teknik açıdan emeği geçenleri ve AB Genel Sekreterliği'yle Genel Sekreter Büyükelçi Volkan Vural'ı kutlarız.
     Ama kamuoyunda gerektiği gibi ilgi odağı olamadı bu tarihi belge.
     Niçin?
     Yarısı dolu yarısı boş da ondan mı? Programı uygulayacak olan hükümete güven olmadığı için mi? Yaşadığımız büyük ekonomik kriz yüzünden mi?
     Hepsinin payı var.
     Ama şurası bir gerçek:
     Ulusal Program, Türkiye'nin önüne Avrupa Birliği hedefini apaçık koymuş durumda. Bu hedefin nasıl vurulacağını gösteriyor. Hangi reformcu adımlar atılırsa, Türkiye'nin kabuk değiştireceğini, dünyada birinci lige transfer edeceğini anlatıyor.
     Bir başka deyişle:
     Demokrasi, insan hakları ve hukuk devletiyle, serbest rekabete dayalı çağdaş ekonomik düzene giden yolu Türkiye'nin önünde bir uygarlık hedefi olarak açıyor.
     Avrupa yolu bu.
     Aynı zamanda Atatürk yolu da... Ulusal Program'la ilgili bardağın dolu tarafı bu.
     Boş yanına gelince...
     Eksikleri az değil Ulusal Program'ın. Yer yer sulandırıldığı anlaşılıyor. Özellikle siyasal kriterlerle, demokratikleşmeyle ilgili bölümler.
     Bunlar malum:
     Anadilde - buna Kürtçe de diyebilirsiniz - eğitim ve yayın konusu... İfade özgürlüğüyle ilgili düzenlemeler... İdam... Asker - politika ilişkileri bağlamında Milli Güvenlik Kurulu vs...
     Bunlar aslında 2000'de çözülebilirdi. Türkiye'nin üniter devlet yapısına, birliğine ve istikrarına en ufak bir zarar gelmeden bütün bu yasal düzenlemeler gerçekleşebilirdi.
     Böylece, Türkiye bir yandan demokratikleşme alanında büyük bir atılım yapmış olur, aynı zamanda AB ile tam üyelik müzakerelerini öne alma şansını yakalardı.
     2000 yılı boşa gitti.
     Ulusal Program'ın demin özetlediğim bölümlerine bakılınca, 2001'den ümitlenmek için de bir neden olabilir mi?..
     Evet, hükümet üçlü bir koalisyon. Koalisyonun MHP kanadı bazı değişiklikler konusunda gönülsüz davranıyor.
     Bir de MGK var.
     Bu kurulun da askeri kanadı bazı kuşkular besliyor. AB hedefini benimsemekle birlikte zamanlama açısından bazı kaygıları var.
     Yani bardağın yarısı boş!
     Şimdi Ankara diyor ki:
     "Eksikler olabilir. Ama önemli olan uygulamadır. Ayrıca, ağaçlardan dolayı ormanı gözden kaçırmak hata olur. Türkiye, Avrupa rayına oturmuş durumda! Önemli olan bu. Program düzeltilir, eksikleri giderilir ve bugün atılamayan adımlar yarın atılarak yola devam edilir."
     Keşke!
     Ama gecikebiliriz.
     Siyasi kriterleri zamanında gerçekleştiremezsek, Kıbrıs'ta yol alamazsak, AB ile tam üyelik müzakereleri ileri bir tarihe kalır.
     Bu ihtimal uzak değil.
     Gecikme, Türkiye'nin aleyhinedir.
     AB içinse hava hoştur!
     Dışişleri'nden üst düzeyde bir kaynak geçen gün şöyle diyordu:
     "Nice zirvesinden sonra yeni bir sayfa açıldı Avrupa'da. AB hem genişliyor, hem savunma boyutu ortaya çıkıyor, hem tek parası geliyor. 2004'ten itibaren AB'nin de ABD gibi bir anayasası olacak mı? Bu anayasa nasıl bir modele, Alman, Fransız, İngiliz modeline mi oturacak? Türkiye'nin bu yeni Avrupa mimarisi içinde nasıl bir yeri olacak? Hareketlenmeliyiz!"
     
Evet öyle.
     Yoksa tren kaçabilir.
     Avrupa trenini kaçırmak, altından kalkılması güç bir tarihi hata olur. Dileriz, Ecevit hükümeti uygulamada bardağın boş olan yanını vakit geçirmeden doldurur.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Telefon ve emperyalizm

Melih AŞIK
Tele damping!

Fikret BİLA
Özkan arabulucu

Berrin Cankat
Sabiha Gökçen

Hasan CEMAL
Yarısı boş yarısı dolu bir bardak...

Güneri CIVAOĞLU
Kelime ekonomisi

Abbas GÜÇLÜ
Fatih Üniversitesi

Sami KOHEN
Kim, ne istiyor?

Meliha OKUR
"Boğa" öldü, yaşasın yeni kral "ayı"

Tuncay Özkan
Erken seçim var mı?

Hasan PULUR
Ordan, burdan, şurdan!

Derya SAZAK
F'de ölüm

Meral TAMER
31 Mart kabusu!

Güngör URAS
İçeride harcamak için dışarıdan para dileniyoruz

Serpil YILMAZ
TÜSİAD hapisten savunma alacak

© 2001 Milliyet