23 Mart 2001 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Kelime ekonomisi

     Dünyanın en zengin 7 ülkesi, "Türkiye'nin yeni ekonomik programının arkasında olduklarını" açıkladılar.
     Ancak... "Programın başarısı, kesinlikle siyasi kararlılığa bağlı" diye bir şart koştular.
     Siyasi iktidarın ortakları da artık "kendi yazgılarının efendisi olduklarının" bilincine varmalılar.
     Kumanda odasında gene kavga çıkartmamaya, kriz üretmemeye özen göstermeliler.
     
Kendinle yüzleşmek
     Yangın sönmüş gibi göründüğüne göre, Hükümet ortakları için şu soruyla yüzleşmek zamanıdır:
     "Biz, nerede hata yaptık da bu krizi hiç yoktan ürettik?"
     "Aykırı tarih"
denemesiyle bu sorunun cevaplarını araştıralım...
     Başbakan Ecevit, Anayasa'nın havada uçuştuğu MGK toplantısını terketmeseydi... Ya da Ecevit'e, "aralarında geçenleri dışa yansıtmamak" telkinlerde bulunulsaydı... Ecevit, gazetecilere "Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi krizi yaşanıyor" gibi dramatik bir açıklama yaparak "yerden göğe dizilmiş küplerden en alttakini çekmek" yanlışına düşmeseydi, ekonomik kriz sarmalına girilir miydi?
     Olaydan birkaç gün sonra, Ecevit'in sanki hiçbirşey olmamış gibi Çankaya Köşkü'e çıkıp Sezer'e "Mısır geziniz umarım iyi geçmiştir" söylemi, "Cumhurbaşkanı ile sürtüşmesi, ekonomik kriz üretilmeden aşılabilirdi" iddialarının kanıtıdır.
     O halde şu sonuca varabiliriz:
     "Ben merkezci" alışkanlıklardan, tepkilerden, ince hesaplı siyaset oyunlarından, iyi niyetli de olsa gereksiz konuşmalardan sakınmak gerek.
     İktidarın doruklarında yer alanların, ekonomi uzmanı olmaları şart değil. Ama... Kelime ekonomisini bilmeliler.
     Gazete ve gazeteci, elbette "habercilik" işlevini yerine getirir.
     Siyasetçi de çizdiği yol haritasında kendi işlevini sahiplenmelidir.
     
Sessizliğin sesi
     Anavatan'ın son seçim kampanyasının ekseni "sessizliğin sesi" idi.
     Politikasını bu eksene endeksleyen Yılmaz, Türkiye'ye sorun üretecek söylemlerde bulunmamalı.
     Örneğin... Daha geçenlerde hiç yoktan siyasi iktidarın gücü üzerine kuşku gölgeleri düşürten bazı iddialar ortaya attı.
     "Türkiye'de siyasetçileri uzaklaştırarak siyaset yapmak isteyenler var" dedi.
     İddianın tercümesi... "Bu ekonomik program da tutmazsa bazı çevrelerde B ve C planlarının yedeklendiği"dir.
     "Bir Bürokratlar Hükümeti kurulacağı fısıltılarının dolaşmakta olduğu"dur.
     Böyle söylentiler, kimsenin meçhulu değil ki...
     Ama... Neden bu fısıltılar, Başbakan Yardımcısı'nın sesiyle tüm Türkiye'de ve hatta sınırların ötesinde yankılansın?
     Ya da... Hükümet'in MHP kanadından bakanların, Derviş'i "mahalleye yeni gelmiş yabancı delikanlı" gibi dışlayan söylemlerine... Hatta eylemlerine... Bunlara ne gerek var?
     Türkiye'nin ihtiyacı; "Meseleleri daha fazla büyümeden çözmek, güven psikolojisini oluşturmaktır. Mesele üretmek değil..."
     
     gcivaoglu@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Telefon ve emperyalizm

Melih AŞIK
Tele damping!

Fikret BİLA
Özkan arabulucu

Berrin Cankat
Sabiha Gökçen

Hasan CEMAL
Yarısı boş yarısı dolu bir bardak...

Güneri CIVAOĞLU
Kelime ekonomisi

Abbas GÜÇLÜ
Fatih Üniversitesi

Sami KOHEN
Kim, ne istiyor?

Meliha OKUR
"Boğa" öldü, yaşasın yeni kral "ayı"

Tuncay Özkan
Erken seçim var mı?

Hasan PULUR
Ordan, burdan, şurdan!

Derya SAZAK
F'de ölüm

Meral TAMER
31 Mart kabusu!

Güngör URAS
İçeride harcamak için dışarıdan para dileniyoruz

Serpil YILMAZ
TÜSİAD hapisten savunma alacak

© 2001 Milliyet