27 Mart 2001 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Bu yazıyı kayınpederim okumalıydı

     Sarıkız'ın Anıları

     Bir zamanlar Teşvikiye’de, Topağacı’nın köşesinde oturuyoruz. Yeni evliyiz. Oğlan küçük, ev küçük. Ben aile bütçesine katkı olsun diye dikiş dikmekteyim. Bodrum’da Demircan’ın dükkanına satıyorum. "Sarı tülbent bir elbiseyi de Türkan Şoray aldı" dediklerinde havalara uçuyorum. Ama bu arada evde eşya az. Yeni emekleyen oğlanı iğnelerin içinden kurtarmam için bir masa şart. Avi Mobilya’da bir tane buldum. 11 bin 550 lira. Ama alamıyorum. (Hayatımın bu bölümü, baba ya da koca paralarıyla ve çevreleriyle iş kadını olan ve başarı plaketleri alan hanımefendilere ithaf olunur.)
     Her neyse, kayınvalidem Simin duymuş bu arada. Telefon çaldı. Açtım, Adnan Benk. Deyince burada durmam gerekiyor. Rahmetliyi yazılarımda ve zaman içinde çok sık bulacaksınız. Onu yazar, eleştirmen, Larousse’ların yönetmeni, çevirmen, Fransız edebiyatı hocası...
     Ne olarak bilirsiniz bilmem. Ama ben onu kayınpederim Adnan Abi olarak anlatacağım.
     "Çabuk Etiler’e gel" dedi ve kapadı telefonu. Öğleden sonra evlerine gittim. İçinde yüzlerce petunyanın yetiştiği, koca terasıyla ilk görüşte aşık olduğum ev. Mina Urganlar’ı, Yaşar Kemaller’i, Vedat Günyollar’ı tanıdığım, gelin geldiğim ve oğlumu doğurduğum ev. 15 yıl boyunca hep gördüğüm yerde, yazı masasının başındaydı. "Tombalak, bize kahve getir çabuk" dedi Şaziye’ye. Şaziye 10 yıldır yanlarındaydı ve evin gerçek reisiydi bence. Adnan Abi onun oğlunu hapisten kurtarıp kızını filan evlendirdi. Şaziye de Simin’le bana Etilerli diğer kadınlar gibi birer kürkümüz yok diye hayıflanır dururdu. Oysa Simin’le ben tülbentlerimiz, gümüşlerimiz ve takunyalarımızla ne kadar da mutluyduk. Adnan Abi "Çağdaş Eleştiri" dergisini çıkarıyordu o zamanlar. "Bir masa alacakmışsın. Kaç para? Çek yazacağım da sana" dedi. Biz kocayla kimseden para kabul etmiyoruz prensip olarak ya, "Olmaz öyle şey" dedim. "Kırmayayım kafanı, söyle" dedi. Kırar mı kırar. Daha sonraları Erler Film’de kendimi yapım koordinatörü olarak çalışıyorum zannederken Çetin Altan bir programa konuk gelmişti de benim Adnan Abi’nin gelini olduğumu öğrendiğinde "Sen çok şanslı bir kızsın, bir derya ile birliktesin, çok sey öğrenirsin. Ama çok da şanssızsın, zor bir adamdır, tanrı yardımcın olsun" demişti. Kafam kırılmadan "11 bin 550 lira" dedim. Çek defterini çıkardı. "Son defa soruyorum, 11 bin 550 mi? Fazlası varsa söyle, sonra vermem ha!" dedi ve çek defterine 111 bin 550 lira yazdı. "Adnan
     Abi ne yapıyorsunuz, 100 bin fazla yazdınız" dedim. O yaşlı, ben uyanığım ya. Bana o gün verdiği zarafet dersinin günümüz Türkiye’siyle ne kadar çatıştığına bakar mısınız? Karşındakinin onurunu kırmadan bir şeyler vermek zarifçe... O parayla eve masanın dışında bir sürü eşya aldım.
     Gel zaman git zaman biz de biraz zenginleşince, sefahat başladı tabii. Her cumartesi önce pazar alışverişi, sonra yemekler ve poker. 15 yıl boyunca evin değişmez kadrosu o zamandan belli oldu: Hakan-Hülya, Yaşar-Neşe ve çocukları. Gelelim pokere, adamlar 3 kişi. Eee, bu oyun 4 kişiyle oynanır. Hülya ile Neşe kadın gibi kadın olduklarından 4’üncü kişi olarak ben eğitildim, potansiyel kumarbaz olarak. Ama oyun boyunca "Salak, şimdi konuşmayacaksın, sıranı bekle" uyarılarıyla geçen 3-4 saat ya çocukların örtüyü çekmesiyle ya da benim mızıyıp fişleri karıştırmamla son bulurdu.
     Yine böyle ateşli bir poker partisinin üzerine -kızlara da oyalansın diye okey öğrettik -Sezen ve Süheyla geldiler. Sezen sadece 10 dakika dayanabildi. Baktı ki oyun bitmiyor "Ulan meşhur sarkıcı geldi evimize, kalksanıza şu masadan" dedi avaz avaz bağırarak. Sonra sabaha kadar Aysel Gürel’in Amerika’da yaşayan ablasını anlatmıştı. "Bu Müjde’nin her dediğine evet diyelim arkadaşlar. Teyzeyi tanıdım, durumunuz biraz vahim" diyordu.
     O geceki Sezen’i hiç unutamam... Keşke hayranları onun bu anılarına tanık olabilseler.
     


 CUMARTESİ


‘Günde dört kez yıkandığım yalan’
‘Enkaz devralan’ köpekler
Müslüman erkek, kadından sağlıklı
Bu da oryantal funk...
Bu kez Boğaziçi’nde...
ÇAL ANAHTARI
Bahar şıklığınız Vakko’dan
Amerikalı amcanın mirası
Sol ne tarafa düşer usta?
Bu yazıyı kayınpederim okumalıydı
Çifte fiyat vurgunu


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet