Kanal 7’de "Buda Heykellerini niçin yıktılar" diye bir tartışma konusu. "Hani bir nedeni vardı da onun için mi yıktılar" diye düşündüren bir konu başlığı. Tabii konuklarından da bu düşünceyi doğrulayan sözler işitmek kaçınılmazdı. Orada ulemalara sormuşlar, onlar da "Yıkmak gerekli" demiş ve heykeller yıkılmış. Bunu söyleyen zat bundan utanç değil, üzüntü duymak gerektiğinin de altını çiziyor. Neyin duyulduğu ya da duyulması gerektiği değil önemli olan. Ya da duyulan şeyin derecesi de. Çünkü biz işimize gelince böyle hassas dengeler üzerinde yürürüz. Açık seçik konuşmamanın bir tür yöntemidir bu. Heykelleri uçurdular bu kadar basit.
Boşanınca malların bölüşümü konusu "Ceviz Kabuğu"nda tartışıldı. Mehmet Gül ve Kezban Hatemi konuktu. Akit gazetesinden Hüseyin Üzmez bağlandı. Hâlâ "üç defa boş ol" muhabbeti. Ve ardından evlenirken anlaşma yapılması, mal bölüşümü ve "evlilik serbest mukaveledir" lafı... Bir kadın ve bir erkek. Bu kadar basit. Örf, adet, gelenek adına bir mukavele imzalanması. Hatemi söyledi, Türkiye’de mülkiyeti üzerinde bulunduran kadın oranı yüzde 9... Yani egemenlik kayıtsız şartsız erkeklerin. Tabii ki kanun yapıcıda da üstünlük erkeklerde. İzlerken bütün bunları bir çuvala koyup çöpe atmak istedim. Aşk, meşk hikâye... Medeni Kanun. Neresi medeni?
Altan ailesi "Siyaset Meydanı"nda. Çetin Altan’dan çarpıcı rakamlar; Türkiye’de 7210 kişiye bir kitap düşüyor. AB standardında ise bu bin kişiye bir kitap şeklinde oluyor. Victor Hugo 20 bin kelime, Sheakespeare 40 bin kelime, Yakup Kadri 5 bin kelime (bizdeki rekor yani) ile yazıyormuş. Bizim milletvekilleri 500-600 kelime ile konuşuyor.