ANAYASA profesörü Mümtaz Soysal, şimdi de IMF'ye verilen "Niyet Mektubu"nu iptal ettirmek için idari mahkemeye gidiyor. Kendi deyimiyle, "belki de dünyada ilk kez böyle bir dava" açılıyor.
Hocaya göre, "niyet mektupları" pratikte bir "uluslararası andlaşma" gibi işlediği halde, ne Bakanlar Kurulu'ndan geçiriliyor ne Meclis'ten onay alınıyor... Sadece Hazine'den sorumlu bakanla ilgili bürokrat imzalıyor.
IMF ile defalarca görüşüp işlem yapmış DYP'li ekonomist Ufuk Söylemez'le görüştüm. "Hazine'den sorumlu bakanın ve ilgili bürokratın imzalamasının doğru olduğunu" söyledi. Daima böyle yapılır zaten.
Hukuki açıdan "niyet mektubu" bir 'sözleşme' ya da 'andlaşma' değildir. Uymazsanız yaptırımı yoktur, 'fesih' işlemi de gerekmez... Kredi almak için, ekonominizi düzeltecek reformları yapacağınızın beyan edilmesidir.
Zaten Prof. Soysal'ın asıl amacı Türkiye'nin IMF ile ilişkilerini bozmak, "IMF vesayetini" engellemektir! Bunun için hukuku deniyor.
* * * ARİA cep telefonu şebekesinin devreye girmesi kötü mü oldu? 1 milyar dolarlık yatırımla haberleşmede kaliteyi yükseltiyor, ucuzlama getiriyor, yeni istihdam yaratıyor. Aria ile Turkcell arasında, çok güzel bir rekabet başladı...
Sayın Soysal ise, Temmuz 1994'te cep telefonu hizmetinin özelleştirilmesini engellemek için Anayasa Mahkemesi'ne açtığı davada diyordu ki: "Cep telefonu sistemi alanındaki gelişmeler birkaç yıl gibi kısa bir zamanda, şu anda kullanılan (kablolu) telefon teknolojisini kullanım dışı bırakacağını göstermektedir..." Hoca devam ediyordu: "Bunun sonucunda ise, cep telefonu sisteminin işletme hakkını ya da ruhsatını alan firmalar, piyasada bir tekel değil ama, birkaç firmanın bir araya gelmesiyle oluşturulan bir tekel olan oligopol piyasasını kuracaklardır..." Tam tersi oldu!.. Üstelik, kablolu telefon kullanım dışı mı kaldı? Böyle bir yersiz korkuyla, GSM teknolojisinden vazgeçebilir miyiz?!
* * * BİLGİNİN dünyada en doğru kaynağı, "gözlem" ve "deney"dir; 'akıl yürütme' değildir. Sayın Soysal'ın görüşleri çağımızdaki ekonomik ve teknolojik gelişmelerin objektif bir gözlemine mi dayanıyor?
Sayın Sosyal demokrasiyi "karşı devrim", küreselleşmeyi "emperyalizm" sayan kesimin adeta fikri lideridir.
Bu kesim, çağımıza 1930'ların ideolojisiyle bakıyor. Çağın değişimine, ekonomi ve teknolojideki gelişmelere ilişkin olarak "gözlem" yapmıyor, ideolojik açıdan "yargılama" yapıyor.
Kendi görüşlerinin ne ölçüde eskiden beri isabetli veya isabetsiz olduğu konusuna da bir "deney" gibi bakmıyorlar.
Ama çağ "değişmeye" devam ediyor, elbette Türkiye de ekonomide küreselleşerek, hukukta ve devlet yapısında liberalleşerek çağı yakalayacaktır! Bütün gelişmiş ülkeler gibi.