Bizim -gazetecilerin yanlış tercümesiyle- "Deli Dana" adını verdiğimiz hastalığa Amerikalılar "mad cow disease" (deli inek, daha doğrusu sığır hastalığı) diyorlar. Hastalığın İngilizce’deki tıbbî adı da BSE, yani Bovine Spongiform Encephalopathy.
"Kriz virüsü, bilinen bütün çarelere direnç gösteriyor" diyen New York’lu ekonomistler, Wall Street ve Nasdaq borsalarının yılbaşından beri içine düştüğü duruma, BSE adını takmışlar: Brokers selling everything, yani "aracılar her şeyi satıyor"! (Bakın ekonomistler bile esprili ve güler yüzlü olabiliyor!)
Bunları Amerika’da yerleşmiş bir dostumun faksından aktarıyorum.
Pek sevmedim, ama son cümlesini de almazlık etmeyeceğim. Mektubun sahibi Cemil çocukluk arkadaşımdır, yazmazsam küser şimdi bana.
"Rahşan Hanım, eşinin Kurultay’da aday olacağı müjdesini verdi ya! İşte benim hastalığım da bu, diyor: Bıktım Senden Ecevit! Kısaca BSE".
Arkandan ağlayan varsa...
Oya Başar bayıldığım bir oyuncu değil. Levent Kırca’yla televizyon kameraları önünde cereyan eden ayrılma sahnesini de hiç sevmemiştim. Ama dün, emektar oyuncu arkadaşları Tekin Siper için yapılan törende ağlayan Oya Başar, gözüme dünya güzeli göründü. Fatma Murat da öyle. Nasıl güzelleştirir ağlamak bazen kadınları! Nasıl da sahiden ağlarlar, şu güzel fotoğraftaki güzel kadınlar olduğu gibi.
Filmlerinde hep yapmacık bulduğum Hülya Koçyiğit’i, Okan Bayülgen’in bir programında, kendi koşuşunu taklit edip alaya alırken görmüş, fikrimi değiştirmiştim. Yukarıdaki içten gözyaşları da, Oya Başar’la aramızı buldu.
Bülent Makar, Murat’ın kardeşi değilmiş
Bana, "Biri Bizi Gözetliyor" programında ha bire kazanan Murat Makar’ın kardeşi Show TV’de çalışıyor; adı da Bülent Makar!.." diye faks gönderen, e-posta atan kıymetli muhbirlerim...
Evveli gün (Show’la aynı gruba bağlı olan) Akşam gazetesinin birinci sayfasında "Murat Baba kazansın" diye bir temenni-haber görünce harekete geçtim. Adınıza, açıp Show TV’nin spor servisinde çalışan Bülent Makar’a sordum. Bülent Bey "Bu lafları ben de yeni duydum. Murat Bey benim kardeşim değil, akrabam da değil... Tanımam bile!" dedi.
Yani, aradığımız adam Bülent Makar değil, haberiniz olsun.
Ya benim, ya senin
Ölüm döşeğindeki Saddam, oğlu Uday’ı yanına çağırdı:
– Uday, dedi; ben ölmek üzereyim. Benden sonra, tamam sen iktidara geleceksin de, halk ne olacak?
– Merak etme, onlar da benim peşimden gelirler...
– Ya direnirlerse?
– Eh o zaman senin peşinden giderler!