Satranç oynamayı sevip sevmediğinizi bilmiyoruz. Ama şu üç günün kısa değerlendirmesini yapınca siyasetçilerin sıkı oyuncu olmaya soyunduklarını görüyoruz.
Yerleşik düzenin savunucusu,ösiyasetçilerle", "reformist" diye takdim edilen "atanmış teknokrat" arasındaki sözlü, yazılı açıklamalara şöyle bir göz gezdirmek yetiyor.
Maazallah, açıklamalar "bol soslu salata" misali.
Kepçe elde, ha babam karıştırıp durun...
Tartışmalar tepede, aşağıdakilerin kafası karıştıkça karışıyor.
Hiç kafa karıştırmaya gerek yok.
Değişim eylülde başladı
Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD), "ekonomik kriz, siyasi krize dönüşüyor" derken önümüzdeki dönemde siyaset sahnesindeki değişimin sinyalini veriyor. Değişime karşı direnmek mümkün mü? Değişim, 2000 yılı Eylül sonunda başlamadı mı? Kasırga Operasyonu’yla taşlar çoktan yerinden oynamadı mı?
İnanın, oynadı.
Artık kimse ama hiç kimse, "suyun akışını tersine döndüremeyecek", kesin olan bu...
Güven kalmadı
O yüzden telaşa mahal yok diyoruz. Ama bizim telaşımız söz düellosu değil, ekonominin fotoğrafı. O noktada acele etmemiz gerekiyor.
Çünkü kimse kimseye güvenmiyor.
Siyasetçi siyasetçiye, bankacı bankacıya, borsacı borsacıya...
İşte bugün 30 Mart. Yarın ayın 31’i. 31 Mart Sendromu geldi, dayandı.
15 gündür konuşuluyor, konuşanlara diyoruz ki:
"Beyler bir fatura lütfen! Bizi bekleyen bu sendrom kaç milyar dolar?"
Yanıt ilginç, TOBB Başkanı Fuat Miras, "Bizim elimizde bir veri yok. Bankalardan bekliyoruz" derken, bankacılar da "Vallahi biz de bilmiyoruz. Ortak komisyon bunu ortaya çıkaracak" diyor. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım’a göre 31 Mart’ın faturası 4 milyar dolar. Sadece kredi faiz ödemeleri tabii...
Olacak iş mi?
Ekonomi "olağanüstü bir durumla, doğal bir afet gibi karşılanacak bir yangınla" karşı karşıya. Ve ne hükümetin, ne de siyasilere kafa tutan sanayicinin elinizde basit bir hasar tespit raporu yok!
Ayıp olan bu, yanlış olan bu...
Washington hattından Ankara’ya ilk düşen bomba, "12 milyar dolar acilen gelmeli. İki hafta zamanımız var" biçimindeydi. Ankara, "Bu işler aceleye gelmez" dedi. Oysa tartışılan kaynakla ilgili asıl gösterge, asıl veri kısacası fatura ortada yok.
Olmaz...
Oyunun sırası değil
Reel sektörün, bankacılık sektörünün en azından üç ayda üretimden istihdama bir fatura çıkarması gerekmiyor muydu? Devlet, çoktan hasar tespiti yapmak zorunda değil miydi? Hiçbiri yok. Laf çok, söz çok, icraat yok. Bu noktada güven kolay mı inşa edilir sanıyorsunuz? Elin oğlu, "yolsuzluk diyor, kararlılık" diyor. Kısacası önce "yapısal reform sonra para" yanıtını veriyor. Bizimkiler de "Yok 15, yok 25" diye bizi oyalıyor. Oyalanmaya değil, bütçeye ihtiyacımız var bizim.
Oyun oynamanın sırası değil...