Yıl 1996: Bakanlık yapmış Işın Çelebi, ANAP milletvekili olarak Sabancı Holding Yönetim Kurulu'nda sandalye sahibi oluyor.
Yıl 2001: Can Paker ve Lütfü Yenel gibi kendilerini kanıtlamış, dünyayı günü gününe izleyen profesyoneller Sabancı Holding Yönetim Kurulu'na üye olarak davet ediliyorlar.
Darısı Bülent Ulusu'dan Vecihi Akın'a, Naim Talu'dan Medeni Berk'e, Ekrem Pakdemirli'den Selahattin Kılıç ve Namık Kemal Şentürk'e yıllar boyu emekli paşalar, eski valiler, yüksek bürokratlar ve siyasilerin birinin gelip diğerinin gittiği Akbank'ın başına...
Yeni gelenler mükemmel de, gidenler neye göre belirlendi?
Güler Sabancı, son durumla ilgili sorularımızı yanıtlarken "Sabancı Holding Yönetim Kurulu'ndan ayrılmak benim tercihimdi. Ben yönetim kurulunda değil, icrada olmayı tercih ettim" dedikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
"Holding yönetim kurulundaki değişiklik, yeniden yapılanmanın bir parçası. Ancak henüz resmi tam olarak görmüyorsunuz. Birkaç hafta sonra bütün resim daha net ortaya çıkacak. Yeni yapılanmada yönetim kurulu strateji ve hedef belirleyen, icrayı da CEO'ya delege eden bir konumda."
Anlayabildiğim kadarıyla düne kadar icranın başı yönetim kuruluydu. Dolayısıyla tüm yönetim kurulu üyeleri de icranın içindeydiler. Şimdiyse "Hem hissedar, hem yönetim kurulu üyesi, hem de icrai faaliyetin başında olamazsın" deniyor. Ciddi bir yapısal değişikliğin önemli bir ayağı. Bu durumda ölen 2 kardeş Hacı ve Özdemir Sabancı'nın oğulları Ömer ve Demir Sabancı, yönetim kurulunda kalmayı tercih ettiklerine göre demek ki yönettikleri Sabancı şirketlerinin başından yakında çekilecekler. Bu genç yaşlarında 2 ayda bir yönetim kuruluna gidip gelmekle mi yetinecekler? Önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Yönetim kurulu icradan çekilip yetkilerini CEO'ya gerçekten delege etmeyi başarırsa, Hazım Kantarcı'yı da önümüzdeki dönemde Sabancı Grubu'nun kaptan köşkünde tek yetkili olarak göreceğiz demektir.
Siemens'in 50 bin dolarlık yatırımı
Türkiye'nin dört bir yanından konservatuvar öğrencisi 37 genç operacının kalpleri, dün heyecandan neredeyse dışarı fırlayacaktı. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen yarışmada birinci olabilirlerse, dünya sahnelerine adım atma hayali bile kurabilirlerdi. Zira önlerinde Burak Bilgili örneği vardı.
Burak 2 yıl önce yarışmada birinci olmuş, Siemens de ödül olarak Burak'ı İndiana Üniversitesi'ne 2 aylık yaz kursu için göndermişti. 10 bin dolar bütçeli bu mütevazı burs Burak'a İtalya'da ve Amerika'da sahneye çıkabilmenin kapılarını araladı. Burak şimdi Amerika'da yaşıyor ve operacı olarak hem yüksek lisans eğitimi görüp, hem de sahneye çıkıyor. Geçen yıl da operanın beşiği İtalya'da sahneye çıkmış, hatta Don Giovanni'de önemli bir rolü başarıyla canlandırmış.
Siemens Genel Müdürü Zafer İncecik, "Şirketlerin toplumsal sorumlulukları da var. Sadece ekonomik değil, kültürel katma değer de yaratmak zorundalar" diyor. Bulunduğu ülkedeki genç yetenekleri opera gibi bir dalda dünya sanat çevreleriyle buluşturmak, bir Alman şirketine çok yakışıyor.
Siemens, Türkiye'nin dört bir yanındaki konservatuvarlardan öğrencileri İstanbul'da toplayıp, uluslararası bir jürinin karşısında birkaç elemeden geçirmek suretiyle titiz bir çalışma yapıyor. Birinci gelene verilen 10 bin dolarlık burs da dahil toplam bütçe 50 bin dolar. Genç bir Türk sanatçı adayının dünyada kendine yer edinebilmesi için kapıları aralamak, eğer projeniz iyi düşünülmüşse hiç de atla deve değil demek ki!