02 Nisan 2001 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Amerika Avrupa'dan koparken...

     Hayatında Paris'i, Londra'yı, Berlin'i görmemiş, Avrupa kültürüne, tarihine hiç merak duymamış bir adamın Beyaz Saray'a yerleşmesini, başından beri pek de heyecanla karşılamamış olan Eski Kıtalılar, George W. Bush yönetiminin ilk ikibuçuk ayı ardından artık iyice tepkililer. Washington'dan ve Avrupa başkentlerinden son günlerde artarak yükselen ses, Atlantik'in iki yakasının birbirinden giderek daha belirgin bir felsefi uzaklaşma içine girdiğini gösteriyor.
     Batı ittifakının ortasından geçen fay hattının derinleşmesi, dünyanın geri kalanını, ekonomiden savunmaya, çevrecilikten uluslararası politikaya kadar her alanda öne çıkmaya başlayan bir "Amerika - Avrupa" ayrışmasına ayak uydurmaya zorlarken, Türkiye yine özgün bir kavşakta.
     Irak'a karşı yaptırımlar gibi birkaç belirgin istisna dışında, son yıllarda Avrupa'dan ziyade ABD'nin politikalarına daha yakın görünen Ankara, şimdi de, transatlantik çelişkileri, kendisi açısından bir bakıma "avantajlı" sayıyor. Rusya'ya mesafesini artıran, Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası (AGSP) konusundaki çekincelerini gizlemeyen, Kıbrıs'la ilgilenmeyen bir Amerika'nın "Türkiye için daha iyi olduğunu" savunanlar çok.
     Ancak Bush yönetiminin şimdiden işaretlerini verdiği "tek taraflı" dünya politikasında, zamanla iyice karar kılması mümkün. Bunun gerçekleşmesi, Türkiye'yi de, bölgesindeki gerginliklerden iktisadi sıkıntılarının çözümüne kadar birçok alanda, Washington'dan ziyade Avrupa başkentlerinden medet uman bir hale getirebilir.
     
Kyoto'dan Kore'ye
     1980'lerde Reagan - Thatcher ikilisinin omuzunda yükselen yeni muhafazakarlığın, 1990'ların ikinci yarısında Clinton ve Blair'in öncülük yaptığı "solda üçüncü yol" arayışının sağladığı ideolojik yakınlaşmayı unutun. Bush yönetiminin dünyaya bakışı, bugün iktidardaki Avrupa solunun ve hatta yalpalayan merkez sağının öncelikleriyle pek örtüşmüyor.
     Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder'in geçen hafta Bush'la buluştuktan sonra söylediği gibi, Batı Avrupa ile ABD şimdilik birçok konuda, "farklı fikirde olduklarını bildirmekten çok memnunlar."
     Ayrım konuları, geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
     Bush'un 1997 Kyoto Protokolü'ne muhalefetini açıkça bildirip ABD'deki enerji santrallarının karbondioksit gazı emisyonlarının sınırlandırılmasından geri adım atması, Avrupa Birliği'ni (AB) öfkelendirdi.
     Kuzey ve Güney Kore arasında süren ve Clinton yönetiminin büyük desteğini kazanmış olan barış süreci, Washington'daki yeni yönetim tarafından "yararsız" ilan ediliverince, AB tepkisini, mayısta Kuzey Kore lideri Kim Jong Il ile buluşma kararıyla gösterdi.
     Clinton döneminde, ABD'nin Ortadoğu ve Balkanlar'da oynamaya çalıştığı "barış yapıcı" role zaman zaman kuşkuyla bakmış olan AB, Bush'un kurmayları, Balkanlar'daki Amerikan askerlerini geri çekmekten dem vurduğunda tedirgin oldu. Sonradan verilen "Anca beraber kanca beraber" güvencesi de Avrupa'yı tam rahatlatmadı.
     Makedonya'daki ateşe tepki vermekte çok geciken Washington'un, bu cumhuriyette işlerin kötüye gitmesini izlemekle yetinmesi kuvvetle olası; ABD'li Demokrat Senatör Joseph Biden durumu, "Avrupa başkentleri, Bush yönetiminin Balkanlar'da ne yapıp ne yapmayacağı konusunda hiçbir fikre sahip değil. Şu anda tek bildikleri, bize güvenemeyecekleri" diye özetliyor.
     
AGSP'ye karşı NMDS
     Bush yönetiminin Nükleer Füze Savunma Sistemi (NMDS) kurma planından Tayvan'a silah satma eğilimine kadar birçok alanda, özellikle Moskova ve Pekin'e yönelik "çatışmacı" bir politikanın ipuçlarını vermesi de, Atlantik gerginliğini besliyor.
     ABD - AB ayrışmasının Türkiye açısından bugünlerdeki önemli eşiği ise, AGSP.
     Bush yönetimi, kurulması planlanan Avrupa ordusu konusundaki çekincelerini belli etti. Ancak bu çekinceler, NATO üyesi olup AB üyesi olmayan Türkiye'nin, Avrupa savunmasının "karar mekanizmalarının tümden dışında bırakılma" kaygısını gidermeye yeten bir çizgide değil.
     Bush yönetimi, bir yandan Türkiye'yi "anladığını" söyleyerek, Almanya ve Fransa'yı sinirlendiriyor, bir yandan da, Ankara'yı, AB ile orta yolda uzlaşmaya zorluyor.
     Bu açıdan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in geçen hafta Washington'a sunduğu senaryo çalışması, Türkiye'nin hukuksal dayanağa sahip itirazlarının pratikte nasıl sorunları önleme çabasından kaynaklandığını örneklemesi bakımından önemliydi.
     Ancak Bush yönetimi, Ankara'nın da esneklik göstermesi ve NATO Zirvesi'nde "veto" yoluna asla gitmemesinde ısrarlı. ABD'nin yeni yöneticileri, Avrupa'nın periferisinde savunma rolü üstlenmeye isteksiz olduklarından ve de, Avrupa'nın NMDS konusundaki muhalefetini aşmaya önem verdiklerinden, AGSP'de AB'yi zorlamaktan şimdilik geri duruyorlar.
     
Bağdat'a çıkan yollar
     ABD ile Avrupa'nın, Türkiye'nin de ilk bakışta işine gelen yakınlaşma noktası ise, Irak'a karşı yaptırımlarda gevşeme hazırlığı.
     Birçok AB başkenti gibi, Bağdat'la diyaloğunu son dönemde artıran Ankara da, Bush yönetiminin Irak'la ticareti serbestleştirecek yeni bir rejime onay vermesini istiyor.
     Ancak böyle bir rejimin, Saddam Hüseyin ve yakın çevresinin uluslararası izolasyonunu artırma önlemleri ve Bağdat'ta bir iktidar değişimini kolaylaştırıcı politikalarla bütünleşmesini isteyen Bush yönetimi, bu noktada "Saddamlı Irak" tercihindeki bir Ankara (ve Avrupa) ile karşı karşıya kalabilir.
     
     ycongar@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
İstatistik tarihi

Fikret BİLA
'Uzlaşalım uzlaşmasına...'

Berrin Cankat
Niye affetsin?

Yasemin CONGAR
Amerika Avrupa'dan koparken...

Tuncay Özkan
Bankamatik robotlar

Hasan PULUR
Olimpiyat münafığı!

Derya SAZAK
Hayalet santral (2)

Metin TOKER
Ya, 50 dolarlar nenin nesi?

Osman ULAGAY
Ya dış destek zamanında gelmezse?

Güngör URAS
Biz ‘şap’a şerbetliyiz

© 2001 Milliyet