02 Nisan 2001 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Ya, 50 dolarlar nenin nesi?

     Ankara Tıp Fakültesine bağlı İbni Sina Hastahanesinin Gastroenteroloji Anabilim dalı başkanı Profesör, hastanın muayenesini tamamladıktan sonra yanındaki kızına döndü ve:
     "- Anneni giydir, yavrum" dedi.
     Genç kız - başı örtülüydü -, hocasının dediğini yaptı. Annesini giydirdi, bir köşeye oturttu, masasının başına geçmiş hocasına yaklaştı. Profesörün yüzünde ciddi bir ifade vardı.
     "- Ağır mı, hocam?" diye sordu.
     Profesör başını salladı:
     "- Tahmin ettiğimiz gibi; evet. Fakat ümitsiz değil".
     
Genç kız, "problemli talebe"lerdendi. Sınıfa türbanla girmek isteyenlerin başını çekiyordu; onların en militanlarından biriydi. Hemen her olaya karışıyordu. Hoca, onun annesine düşkünlüğünü biliyordu. Babasını kaybetmişti. Çok mütevazi bir hayatları vardı; galiba varoşlarda bir yerlerde oturuyorlardı. Genç kız Profesörün dikkatini çekmişti; çünkü kabiliyetli bir öğrenciydi.
     
Olay, '90'lı yıllarda cereyan ediyordu.
     Hoca, annesi hakkında ayrıntı verdi. Ona iyi geleceğini sandığı bir yabancı ilaç vardı. Fakat onu özel olarak getirtmek, döviz ödemek lazımdı. Buna kendisi bir çare düşünemiyordu. Acaba genç kız bir şey bulabilir miydi? Genç kız, ilacın aşağı yukarı fiyatını sordu; Profesör söyledi. Türbanlı öğrenci bir an düşündü, başını salladı; sonra, kararlı bir sesle:
     "- Bende o kadar dolar var; ödeyebilirim" dedi.
     
Hocası şaşırdı. Dolarları nereden bulmuştu? Bunu öyle bir tarzda söylemişti ki öğrencinin suratı kıpkırmızı oldu. Eli yüzü düzgün, fakat mazbut bir kızdı. "Şey.." diye kekeledi, "..şey, sizin düşündüğünüz gibi değil".
     
Profesör, yanağını okşadı: "Ben bir şey düşünmüyorum, yavrum. Sadece nereden dolar bulduğunu sordum". Genç kız uzunca süren bir tereddüt geçirdi; başını önüne eğdi:
     "- Fakülteye türbanla gelmem, hareketlere karışmam, elebaşılık yapmam için bana haftada 50 dolar veriyorlar. Onlardan biriktirdiklerim var. Onlarla ilaç parasını ödeyebilirim".
     * * *
     
Cumhurbaşkanı Sezer'in kendisine "türbanı tutması için" gelen milletvekillerini geri çevirirken konunun gerçek mahiyetini belirtmesi, bu arada "1958'de ben Üniversiteye girdiğimde ne türban vardı, ne türban sorunu" demesine bir, Türk - İslam sentezi tezinin inançlı bir savunucusundan - Taha Akyol -, bir de ültra solun eski bir savaşçısından - Gülay Göktürk - aynı anda, tuhaftır, aynı "meal"de cevap geldi. İkisi de belirtiyorlardı ki köprülerin altından çok su akmıştır, artık "dindar" kesim de kızların - her halde başlarını örtmek şartıyla! - "aydınlanma kervanı"na katmaktadırlar. Akyol'a göre bu "moderniteye katılım" ve "geleneksellikten emansipasyon"dur. Göktürk ise bunu "gelişmenin doğal seyrini izlemesi" saymaktadır.
     Pek güzel ve pek doğru. Ancak "emansipasyon"un ve "gelişmenin doğal seyri"nin mutlaka bir dini simge taşıması için dağıtılmış ve belki hala dağıtılan 50 dolarlar ne oluyor?
     
O da, aydınlanma aşıklarının cömertliği mi, yoksa "toplumun yumuşak bir karnını kaşıma" melanetinin tuzağı mı?
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
İstatistik tarihi

Fikret BİLA
'Uzlaşalım uzlaşmasına...'

Berrin Cankat
Niye affetsin?

Yasemin CONGAR
Amerika Avrupa'dan koparken...

Tuncay Özkan
Bankamatik robotlar

Hasan PULUR
Olimpiyat münafığı!

Derya SAZAK
Hayalet santral (2)

Metin TOKER
Ya, 50 dolarlar nenin nesi?

Osman ULAGAY
Ya dış destek zamanında gelmezse?

Güngör URAS
Biz ‘şap’a şerbetliyiz

© 2001 Milliyet