Yıl 1969, Hong Kong'dan Canton'a Kızıl Çin'e gidiyordum... İki yanda uzanan nefis doğa güzelliklerini seyrederken beraber yolculuk ettiğim Uzakdoğu'nun çekik gözlü insanları aralarında fısıl fısıl anlamadığım bir dille konuşuyorlardı. Omuzunda tüfek asılı bir Çin askeri yarım saatte bir kompartımanların arasında dolaşıyor elindeki eski büyük çaydanlıktan herkesin yanında taşıdığı bardaklara çay dağıtıyordu... Şeker filan yoktu ama çay bedavaydı...
Raylarda ağır ağır ilerleyen trenin sarsıntısı ile çıkardığı malum gürültüden başka ses yoktu... Ancak, her köşeye yerleştirilmiş hoparlörlerden hiç ara vermeden hep aynı tempoda şarkılar duyuluyordu... O yıllar 1 milyarlık Çin'in adeta taptığı Başkan Mao Çetung'a uzun ömürler diliyordu bu şarkılar! Çin'in diğer ülkelerden üstünlüğünü, gücünü anlatıyordu... Müziğe ara verilince bu kez bir konuşmacı yine Mao'ya övgüler yağdırıyor sözlerini "Mao, Mao ven ven süy" diye bitiriyordu... Ve herkes tekrarlıyordu bunu... Tiyatroda gibiydim, şaşırmıştım! Bu ilginç gösteriler yol boyu devam etti...
Canton'a geldik otelde, lokantalarda, okullarda, sokaklarda hatta tuvaletlerde ama bütün tuvaletlerde Mao'nun resimleri, posterleri asılıydı!.. Garsonlar ceplerinden çıkardıkları ufak kırmızı kitaplardan Mao'nun sözlerini müşterilere okuyor, arkadan "Mao, Mao çok yaşa" deyip öyle servise başlıyorlardı...
Sonradan öğrendim, bütün bunlar insanların beyinlerini yıkama yöntemiydi... Kızıl Çin'e girerken cebimdeki dolarları deklare etmek üzere gümrük memurunun oturduğu masanın üzerine bıraktım... Memur nefret dolu bir yüzle bir dolarlara baktı bir de bana... - Bir daha yanında bu pis dolarları taşıma... Ülkemize getirme dedi...
Mirasyediler ve sefalet çizgisi
Cumartesi, pazar evde TV kanallarında saatlerce dolaştım. Yüzde 90'ı balon, hava cıva programlarla kim kimi uyutmaya çalışıyor anlayamadım! Milyonlarca seyirciye bir şeyler öğretecek, bir mesaj verecek hiç mi değer yok? Bir avuç mirasyedinin yaşamından sahneler, toplumda kin, nefret tohumlarını yeşertiyor kimse bunun farkında değil mi?
Bu arada iki gün, saat başı ısrarla verilen şu haber: "Yoksulluk sınırı 4 kişilik bir aile için 655 milyon 727 bin lira olarak saptandı... İlaç, ev eşyası, giyim eşyası hariç!.. Başka bir kanalda pazar yerinde bir kadın 4 kişilik evini 175 milyon ile geçindirdiğini ama yetmediğini daha fazla paraya ihtiyacı olduğunu söylüyor... ayda 200 - 250 milyon geliri olan milyonlarca seyirci ise "vay anasını" diyordu! - Demek biz sefaletin de altında sefalet içindeyiz! Ey TV kanallarının sorumluları yolculuk nereye?