Bernabeu Stadı, muhteşem bir futbol mabedi. Tüyler ürpertici, hatta göz yaşartıcı bir tezahürat ve gösteri arenası... "Ali Sami Yen cehennemse, burası mahşer abi, tam bir mahşer!" Gerçekten öyle.
Üstelik tek değil, birçok açıdan öyle. Örneğin Galatasaray maçında son 13 yılın seyirci rekoru kırılmış. Real Madrid kasasının bir gecelik hasılatı:
Tam 1.5 milyon dolar.
"Ali Sami Yen tıklım tıklım dolduğu zaman, hasılat ancak 20 - 25 bin dolar olabiliyor."
Real Madrid'in üyesi 65 bin.
GS'nin 8 bin küsur...
Üyelerin kulübe olan mali katkısı, aktif üyeler, tesis ve altyapı durumu, futbola ve oyuncuya yatırım, organizasyon gibi açılardan mukayese etmeye başladığında, Real Madrid'le Galatasaray arasında bir uçurum gözler önüne seriliyor.
Real Madrid, 20. yüzyılın en büyük takımı. FİFA tarafından yapıldı seçim. İtiraz eden de olmadı.
İspanyol takımı, başarısını kalıcı yapan bir kurumlaşmayı gerçekleştirdiği için yüzyılın takımı oldu. Ya da başarısını sistemleştirdi. Şans ve tesadüflerle kişilerin payını en aza indiren bir yapı oluşturdu.
Bir başka deyişle: Nereden baksan Real Madrid! Ya da Real Madrid farkı...
Bu elbette Galatasaray'ı küçümsemek değil. Cimbom'un başarılarına dudak bükmeye kalkışmak hiç değil. Galatasaray son yıllarda gerçekten büyük işler başardı. Türk futbolunun çıtasını Avrupa düzeyine yükseltti. Türk futbolunun adını dünya sahnesine taşıdı.
Kısacası:
Galatasaray bir dünya markası olarak Türkiye'nin övünç kaynağı haline geldi.
Cimbom'un tarihi yürüyüşü geçen sene Bernabue'da da devam edebilirdi. İkinci yarı kötü oynamadı. Bir gol atabilmiş olsa, maçın bütün seyri değişebilirdi. Olmadı.
Olsaydı, Cimbom yarı finale yükselseydi, bir şey yine değişmeyecekti ama: Real Madrid farkı... Bu açık ara fark üstünde Galatasaray camiasının kafa yorması gerekiyor. Cimbom'un zaferleri kalıcı olsun isteniyorsa, başarıyı sistemleştirecek kurumlaşma şart. Çağdaş altyapı, organizasyon şart. Yoksa başarılarda kişilerin, şans ve tesadüflerin payı büyür. Geçen yılki UEFA ve Süper Kupa zaferlerinden beri yazılarımda birkaç kez bu noktayı vurguladım. Tabii biliyorum, bu işin altından, hele Türkiye koşullarında, yazıldığı ve söylendiği kadar kolay kalkılamayacağını.
Ancak değişmiyor gerçek:
Başarıyı, büyüklüğü devamlı kılmanın yolu altyapıdan, sistemden, eğitim ve organizasyondan, kurumlaşmadan vs. geçiyor. Batı bu. Doğu bu değil.
Biz ise ne Doğu, ne de tam Batı'yız. Batı'ya doğru yol alıyoruz ama hızımız bayağı yetersiz.
Dikkat ettim.
Galatasaray Teknik Direktörü Lucescu sürekli Doğulu olmaktan yakınıyor. "Doğu Avrupalıyız!" diyor. Bu yüzden maçlarda haksızlıklara uğradığımızı, hakemlerin Batı Avrupalı takımlara, önceki gece İsveçli hakemin Real Madrid'e yaptığı gibi, iltimas geçtiklerini söylüyor.
Gerçek payı yok değil bunda. Ama abartılmaması koşuluyla... Batı'yı Batı yapan gerekleri yerli yerine oturtmak şartıyla...
Bunun için de örneğin bir Real Madrid farkını, bir Manchester United farkını, bir Bayern Münih farkını iyi inceleyelim. İnceledik ve gördüysek, bir an önce gereğini yapmaya bakalım.
Yoksa bir yere gelir, takılırız. Çarşamba gecesi olduğu gibi.
Bir Papescu'nun, Ergün'ün, Capone'un boşluğunu doldurmakta zorluk çekeriz. Ya da gelecek yıl bir Hagi'nin, İnter'e gidecek bir Emre'nin, Okan'ın yaratacakları boşluğun acısını çekebiliriz.
Yani başarının sınırları...
Yalnız futbolda değil, ülkeler için de öyle. İspanya geliştiği, kalkındığı, zenginleştiği için Real Madrid'in de çıtası bu kadar yükseldi.
Birleşik kaplar misali...
Oysa, İspanya'yla Türkiye 1960'larda aynı noktadan başladılar. Şimdi biz nal topluyoruz. İspanya'nın kişi başına milli geliri 20 bin dolara yükseldi. Biz son krizle birlikte yine 3 bin doların altına düştük.
Bütün bu yoksulluğumuza rağmen Galatasaray'ın çekmiş olduğu çizgi, gerçek bir başarı öyküsüdür. Bu yüzden Türkiye'nin yüz akıdır Cimbom.
Galatasaray belki de bir mucize...
Ancak, bu mucizenin sınırlarını görmek ve genişletmeye çalışmak ise herhalde aklın ve gerçekçiliğin yoludur.