Toplumun yeni siyasi oluşum beklentisine ilk tepki, otoriter sisteme karşıt bir model olan CHP’de ortaya çıktı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yollarını ayıran Prof. Erdal İnönü’nün isminin arkasındaki ekibin dışında, Prof. Mümtaz Soysal ve Prof.Sina Akşin de yeni oluşumlara imza atıyorlar.
Muhalif CHP’liler içinde Fikri Sağlar, Mehmet Moğaltay, Murat Karayalçın gibi ağır topların ardından, Altan Öymen’in de istifa beklentisiyle yeni bir zemin arayışı sürüyor.
Önce hareket, sonra parti
CHP’yle yollarını en erken ayıran Soysal ile Akşin hareketi, çatıyı kurdu. Aslında ikili önceleri birlikte yürüyordu. Ne zaman Soysal ile Fikri Sağlar biraraya geldi, Akşin grubu yollarını en azından uzlaşma sağlanıncaya kadar ayırdı ve Ulusal Düşünce Hareketi şemsiyesi altında birleşti. Şimdilik YDH gibi bir hareket temelinde biraraya gelen sosyal demokrat kökenli yeni siyasiler, parti tüzüğünü şekillendirdiler. Örneğin bu parti asla para yardımı almayacak, üyelerinden ayda 10 milyon lira toplayacak. İki ay üst üste aidat vermeyen ihraç edilecek. Üye olmanın bir diğer temel şartı da, cezai, idari veya mali yönden soruşturma geçirmiş olmamak. İçlerinde SSK eski Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu, YÖK üyesi Alpaslan Işıklı gibi bürokrat ve eğitimciler yer alıyor. Maliye ve denetim kadrolarındaki bürokratların ağırlıkta olduğu oluşumun felsefesi, "1938’den sonra Atatürk devrimlerinden sapıldığına işaret etmek..." İşte tam da bu noktada CHP ile gerçek bir hesaplaşma ortaya çıkıyor. Böylelikle İkinci Adam İsmet İnönü de eleştiri oklarından nasibini alacak. Siyaset rüzgarı, Kemal Derviş’in yapılanmanın adresi olarak gösterdiği sosyal demakrasiden yana esiyor. Derviş ile birlikte DSP’deki beklentiler ise şimdilik buzdolabında.
Erdem’in sicili etik örgütlenme
Gerilere gidiyorum, 1980’lerin şaibeli yıllarına. Turgut Özal’ın ve daha çok da Semra Özal’ın yakınında bir işadamına.
Sözünü ettiğim, geçenlerde bu sütunlarda okuduğunuz Genpa Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem’den başkası değil. Genç genç gazetecileri, bayileri etrafına toplayıp "Vatan - millet" söylemi ile sempati toplamaya çalışan Erdem’in siciline işlenen bir "CASA olayı" kitabı bulunuyor. İspanyol uçak firması CASA, okuduğunuz gibi kasa olmakla ilişkilendirilmişti. Takvim 1983’ü gösteriyordu ve Milli Savunma Bakanı Ercan Vuralhan ile dönen dolaplardan sözediliyordu. Bu olay kapatıldı, ancak Erdem CASA faturasını, Marmara Araştırmalar Vakfı üyelediğinden ihraç edilerek ödedi.
Vakıf kuruyorlar
Gelelim bu olaya dönüş nedenime. İş dünyasında çok geniş katılımlı "Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı" kuruluyor. Bu vakfın kurucuları arasında da TABA (Türk - Amerikan İşadamları Derneği) eski Başkanı ve bankacı kökenli Bülent Şenver bulunuyor. Şenver’den sonra buraya Erdem seçildi. Erdem’in, karşısında o sıralarda Koç’tan yeni ayrılan Fon bankalarının patronu Tevfik Altınok ve Türkcell Genel Müdürü Cüneyt Türktan aday olmuştu.
Bir dönem MDP (Turgut Sunalp’in partisi) İstanbul İl Başkanlığı da yapmış olan Erdem, Özal’a yakınlaşarak siyasette yandaş edinme çabalarına rağmen, "Ailem 2 kez sürgün gördü, aktif politikacı olmam" diyor. Erdem ile ilgili soru işaretleri o kadar çok ki, şimdilik bu kadarını söylemek yeterli. Neden mi?
Kuruluşu tamamlanmak üzere olan vakıf, çok geniş bir desteğe sahip. Bireysel üyelerin yanı sıra; Koç Holding’den TÜSİAD’a, Turizm Yatırımcıları Derneği’nden TÜGİAD’a kadar çok sayıda kurumu içinde barındırıyor. Aynı insanlar hem etik değerlerle uğraşacaklar, hem de geride bıraktıkları kurumlara şaibe yükleyecekler, bu durumda nasıl güven verecekler? Bilemiyorum!..