Şu iktidarın iktidarsız haline bakın. Ekonomiyi felç ettiler, siyaseti felç ettiler, şimdi insan hayatı karşısında felç olmuşçasına hareketsiz, duyarsız duruyorlar.
Cezaevlerindeki ölüm oruçlarında ölenlerin sayısı bu satırlar yazılırken 14 idi. Dünkü gazetelerde Başbakan Ecevit "Kendi arkadaşlarını ölüme zorlayanların baskısına devletin boyun eğmeyeceğini" söylüyordu. Ecevit'in "kendi arkadaşları" dediği insanlar "kendi devletinin vatandaşı" değil mi?
Devletin görevi çözüm üretmek mi, terör örgütüyle pasif inatlaşmaya girmek mi? O zaman terör örgütünden ne farkınız kalıyor?
Çözüm yok mu?
Mutlaka bulunmalı. Hemen şimdi bulunmalı.
Aslında çözüm var.
F tipi cezaevleri "operasyonu" sırasında 32 kişinin ölümü üzerine, Adalet Bakanı Türk çözümü 4 ay önce vaat etmişti. Avrupa standartlarına geçerek, ortak kullanım alanlarını kullanıma açarak "hücre tecridine" son veren "iyileştirmeler" yapılacaktı.
Bugün gelinen nokta, her alanda görülen tıkanıklık... hareketsizlik... felç olma durumu... Sanki bilinçsizce bir sorumsuzlukla inatlaşma.
Neymiş? Terörle Mücadele Yasası'nın 16. maddesinin değiştirilmesi gerekiyormuş.
Tamam, insanların ölümünü seyredeceğinize hemen değiştirin, iktidar değil misiniz?
Hayır efendim, değişiklik tasarısı komisyonda tıkanmış, Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı anlaşamıyormuş.
Ya Başbakan ne yapıyor?
Çözümü terör örgütünün "kendi arkadaşları"nın ya da ailelerinin bulmasını önerip, bakanlarının inatlaşmasını seyrediyor.
Cumhurbaşkanı Sezer, kabul ettiği TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Hüseyin Akgül'e "tutuklu ve hükümlülerin can güvenliği ve sağlığının devletin sorumluluğu altında olduğunu" söylüyor.
İşte, bir kez daha Sezer ile Ecevit farkı. "Kendi arkadaşları"nın ve "kendi vatandaşları"nın ölümüne, böylesine seyirci kalanların sorumluluğunu tarih yazacak.
Yazıların altına zaman zaman konulan şu klasik notun bu kez geçerlik kazanmasını diliyoruz: NOT: Bu yazı cezaevlerindeki ölüm oruçlarına çözüm bulunmadan önce yazılmıştır.
Bir şiir
İnsan bazen kimi şairlerin zamanla nasıl duyarsızlaştığına şaşırsa da şiire sırtını çeviremiyor. Türk Dili Dergisi'nin son sayısında İlyas Halil'in şu kısacık şiirine ne dersiniz: "Yaşam / Boyu / Sevdim seni / Demek için / Daha ne kadar / Yaşamam / Gerek?"