NTV ne de olsa bir rakip kanaldır. Bakalım bizim gazeteciler, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın kampanyasını desteklemekten geri kalacaklar mı, diye doğrusu merak ediyordum.
Evet, basın bu işte iyi not aldı. Dün 23 Nisan’dı. Baktım, birçok köşe yazarı, İbrahim Betil’in kampanyasını desteklemekte.
Güngör Mengi de Sabah’ta önemli bir konuya değindi: "Uzak Doğu Kaplanları adıyla anılan ülkelerin yarattığı kalkınma mucizesinin sırrı nedir, biliyor musunuz? O ülke halklarının, en verimli yatırım alanı olarak eğitimi seçmeleri..."
"O ülke halkları" öznesine katılmıyorum. Cümlenin devamı da var:
"Bizim, eve, arabaya, eğlenceye harcadığımız parayı onlar, çocuklarını okutmak için değerlendirdiler".
İşte "Akvaryum gibi medya palaslarında oturup şoförlü makam arabalarıyla gidip gelmek, lüks sitelerde yaşayıp, halktan kopmak" dedikleri de budur.
Dünyanın hangi ülkesinde, ana babalar, çocuklarını okutmak için bizde olduğu kadar büyük fedakârlığa katlanır, sorarım size?
Ben, Güngör Bey’in dediği gibi, arabayla gezeceğine, gezip tozacağına, hatta hayatını yaşayacağına "Biz okuyamadık, çocuklarımız okuyacak" diye iman etmiş bir ana baba sayesinde, iyi okullara gitmiş, bir dil öğrenmiş bir Türk kadınıyım.
Bugün de "Çocuğumu okutacağım, dil öğreteceğim" diye çırpınan, varını yoğunu harcayan binlerce ana babanın önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyorum.
Güngör Bey hazine bütçesiyle aile bütçesini karıştırmış. Türkiye’de birçok ailenin en büyük yatırımı, çocuklarının eğitimidir, yarınıdır!
Yarın daha iyi bir Türkiye olacaksa, bu, kendileri yaşamayıp, çocuklarını yetiştiren o fedakâr anaların, babaların sayesinde olacaktır; çalışan işçiden, memurdan topladıkları vergileri çarçur eden hükümetler ve halkın parasını eğitime değil, seçim bölgesindeki hayalet havalimanlarına harcayan siyasîler sayesinde değil...
O kahraman analar babalar sayesinde...
Bir de, özel şirketin birine 100 bin dolar maaşla danışman diye yamanıp, yan gelip yatacağına, kendini Türkiye’nin geleceğine vakfeden İbrahim Betil gibi, Hayrettin Karaca gibi çağımızın "Azizleri" sayesinde...
Ne keyif değil mi?
İki hafta kadar oldu, Mecidiyeköy’deki Conti Oteli’nin çatı katında bir yemekli toplantı yapıldı.
Davetli değildim.
Ama haberim olsaydı otele yemeğe gider, yandaki bir masaya oturur, onları seyrederdim.
Onlar, "eskimeyen eski sanatçılar". Yemek yediler, eski günleri andılar ve herkes, bir zaman dillerden düşmeyen birkaç şarkı söyledi. Alpay (Latin şarkıları), Ayferi, Ayten Alpman (Memleketim ve daha neler neler), Erkut Taçkın (Elvis’in şarkıları), Gönül Turgut, Lale Belkıs (Piaf’ın şarkıları), Nurhan Damcıoğlu (kantolar), Ömür Göksel (Sinatra), plakçı Nino ve misafir sanatçı olarak, Ateşböceği Yalçın...
Bütün lokanta şarkılara katıldı, yan masalardan kadehler kalktı, içkiler ısmarlandı.
Bak işte böyle bir keyfi kaçırınca fena bozulurum!
Kredi kartı-zedeler
Gazetelerde bir haber vardı: Son kriz patlayalı, kredi kartı kullanımı ve kredi kartıyla alışveriş hacminde patlama varmış.
Kredi kartıyla tüketim ve borçlanma, geçim sıkıntısı karşısında olsa olsa bir "ileriye kaçış" olabilir.
Yani, sorundan kurtulmak değil, sorunu içinden çıkılmayacak şekilde büyüterek, ertelemek...
İki önerim var:
(1) Kredi kartı-zedeler Derneği (Kart-Der) henüz yoksa, geç kalınmadan kurulsun; eylem planı yapılsın.
(2) Hükümet, kredi kartı mağdurlarına nasıl bir "istisna" uygulayacağını şimdiden düşünmeye başlasın.
Nasılsa lazım olacak...