Kapitalizm ya da pazar ekonomisinin esası özel mülkiyettir. Ama tek değil birden çok modeli vardır. Amerikan, Alman, Japon modelleri diye üçe indirgenebilir kapitalizmin modelleri. Amerikan modeli son yirmi yıldır aldı başını gitti. Büyüme, verimlilik ve zenginlikte diğerlerine fark attı. Japon modeli ise özellikle Japonya'da yıllardır krizden çıkamıyor. Japonya, ekonomik ve siyasal sistemini bir bütün olarak bir türlü reforma tabi tutamadığı için büyüme ve rekabette Amerika'nın gerisinde kalmaya başladı.
Daha çok Kara Avrupası'nda geçerli olan Alman modeli de sıkıştı. Yüksek işsizlik, yavaş büyüme ve düşük verimlilik hızıyla Amerika karşısında fena halde zorlanıyor, rekabette geriliyor.
Alman modelinde devlet müdahalesi ekonomik ve sosyal alanda ağır basar. Vergiler yüksektir. Sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık alanlarında devlet harcamaları Amerika modeline göre çok daha fazladır.
O yüzden, Alman modeline göre şekillenmiş ekonomilerde devlet büyük, Amerikan modelinde 'küçük'tür.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Almanya'nın kalkınmasına damgasına vuran Alman modeli oldu. Almanya'daki bu model, refah devleti olarak geçti literatüre.
Ayrıca, bu modelin çerçevesini çizdiği pazar ekonomisinin başına bir sosyal sıfatı eklenerek, sosyal pazar ekonomisi diye anılmaya başladı.
Ama şimdi bu Alman modeli, demin belirttiğim gibi, ekonomik açıdan Amerika karşısında nal toplamaya başladığı için eleştiriliyor. Büyüme, verimlilik rekabet gibi alanlarda modelin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği, çünkü ayak bağı olduğu savunuluyor.
Bu görüşte olanlardan biri de, Almanya'nın eski Merkez Bankası Başkanı Hans Tietmeyer. Yeni Sosyal Pazar Ekonomisi İnisiyatifi adını taşıyan bir hareketi Almanya'da başlatmış durumda. (Wall Street Journal, 12 Nisan 01, sayfa 6'daki Hans Tietmeyer imzasını taşıyan 'Germany Reborn' başlıklı makale)
Özetle diyor ki:
Almanya bu modelle savaş sonrası büyük işler başardı. Ama şimdi bu model ihtiyarladı. Bu sistem böyle kalırsa, kendini yenileyemezse Alman ekonomisi geriler. Bu kadar 'şişko' devletle, vergileri bu kadar yüksek mali düzenle, ne ekonomik büyüme hızlanabilir, ne de işsizlik sorunu çözülebilir. Bu nedenle, devlet müdahalesini en aza indirelim, yeni bir sosyal pazar ekonomisi yaratalım...
Alman Merkez Bankacı böyle demiş.
Hafta sonu yaptığım birikmiş okuma turu sırasında, şişko devlet ya da hantal devlet konusunda ilginç bir araştırmanın sonuçlarına da rastladım. (Wall Street Journal, 10 Nisan 01, sayfa 10'daki Keith Marsden imzalı makale)
Amerika'nın başını çektiği bazı ülkelerle, Almanya'nın başını çektiği Fransa, İtalya, Belçika ve İsveç'i devletin büyüklüğü küçüklüğü açısından iki gruba ayırmış. Birinci grup için sırım gibi ince devlet, ikinci grup için şişko devlet tarifi getirmiş. Bu tasnifte vergi yüküyle devlet harcamalarını esas almış.
Ayrıca bu iki grubu, son yirmi yılın büyüme, özel tüketim, tasarruf, yatırım ve istihdam, işsizlik, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve gelir dağılımı açılarından karşılaştırmış.
İlginç olan şu: Şişko devletler sınıfta kalmış... Araştırmacının tavsiyesi, şişko devletlerin mutlaka rejim yapmaları, yani küçülmeleri...
Derviş'in dediği...
Bu yazının esin kaynağı, Kemal Derviş'in geçen pazar günü Antalya'daki tekstil seminerindeki yaptığı konuşma oldu.
Ne dedi Derviş?
Devletin reel tasarrufla küçülmesini savundu. Politikacının devlet harcamalarını partizanca kullanmasına, yani benim esnafım, benim çiftçim, benim memurum diyerek ekonomiyi kendi dar çıkarlarına alet etmesine karşı çıktı. Yani popülizme hayır dedi.
Kamu bankalarının özelleştirilmesini, siyasetçinin devreden çıkarak devletin gizli borçlanma uygulamasına son verilmesini istedi.
Devleti verimli kılmak için yalnız yasa değil kafa değişiminin de şart olduğuna, bunun için devlete daha çok nitelikli insan kazandırılması gereğine haklı olarak işaret etti.
Kısacası:
Devlette reform istiyor Derviş...
Almanya gibi bizden çok daha ileri ülkelerin gündeminde bile devlet ve reform konusunu yer alırken, biz fazlasıyla gecikmedik mi? Siyaset sınıfı hala uyumaya devam mı edecek?
Bu ülkede şişko ve hantal devlet bin yıldır yoksulluk ve yolsuzluk düzeninin temelinde yatmıyor mu? Daha ne ayak sürüyoruz?..