Ölüm orucuna yatarak hayatlarını kaybeden gençlere çok üzülüyorum.
İnsanlar için esas olan yaşamdır, yaşamaktır. Çareleri yaşamı sürdürerek arama, gaye; çareleri yaşamı sürdürerek bulma, başarıdır. Az hedef, "yaşam pahasına" varılmaya değecek önemdedir. Toplumlarda zaman zaman "böyledir" diye gösterilmiş ve insanları rızalarıyla ölüme sürüklemiş çok amaç, aradan geçen yılların sonunda sadece bu niteliklerini kaybetmemişler, ayrıca anlamsız, hatta gülünç sayılmışlardır.
Bununla reddedilmek istenilen, insanların nenin yaşama değer, nenin değmez olduğuna bizzat karar verme hakkı değildir. Ama "hapishane şartlarının değiştirilmesi" için açlık grevi bir ön işaret olarak gerekli sayılsa da, bunu ölüm orucuna kadar götürmek üzüntü veren bir yanlış değerlendirmedir.
* * *
Bundan dolayıdır ki onlara, hangi sebeple olursa olsun, "Bırakın bu saçmalığı!" demeyenlere kızıyorum. Bunların arasında başı, hiç şüphesiz "zalim örgüt liderleri" çekmektedir. Bunların varlığını inkara hiç kimse kalkışmamalıdır. Ama genç oruçlulara, suret - i haktan görünerek bazı tavsiyelerde bulunurken haklılıklarının tartışılamayacağı inancını onlara vermeyi esas bilen bazı "alaturka kurnaz"lar ötekilerden daha az melun değillerdir. Üstelik bunlar kendilerine "medyadaki, sanat çevrelerindeki, entellijentsiyadaki ilericiler" etiketini yapıştırmaktan fütur duymamaktadırlar. Bu payeyi gerçekten bazı hakedenlerin çeşitli nedenlerle başta katıldıkları o sürüyü - sebeplerden hepsi o kadar da saf ve asil değildir - terkettikleri, hatta "mea culpa"dan çekinmedikleri gözlenmektedir ama acaba geç kalmamışlar mıdır ve hala fazla yavaş gitmemekte midirler?
* * *
Buna karşılık, ölüm orucundaki yanlış gençlere inandırıcı muhatap olmakta ve bilinçli veya bilinçsiz teşvikçileri etkisiz kılmakta sıfır almış Hükümete ne acıyorum, ne kızıyorum. Onların, artık bütün ülkeden yükselen seslere kulak vererek iktidarı boşaltmaları gerekiyor. Zaten, çalan çanların yükselen sesleri bunu gittikçe kaçınılmaz hale getirmektedir.
Eğer Hükümet, verdiği sözleri savsaklamasaydı - bugün, onları yerine getireceğini, özellikle "meşhur 16. madde"yi değiştireceğini tekrar bildiriyor - son ölümler yaşanmayacaktı. Avrupa'nın en etkili gazetesi Le Monde, hem de başyazısında, üyesi olmak istediğimiz Avrupa Birliğinden duruma müdahalesini istemeyecekti.
Yeni vaadin ne zaman gerçekleşeceği meçhuldür ve başka ölümlerin olup olmayacağını bilmek imkansızdır. Koalisyon, maddenin Meclisten derhal geçmesi için ağırlığını nasıl koyacaktır? Halbuki hem ölümler boşunadır, hem çektiğimiz tepkiler. Çünkü F tipi cezaevine kimsenin içerde ve dışarda itirazı yoktur, "teroristler"in tecrit edilmesine de.. Ama aklınıza gelen herkesi o kategoriye sokarsanız kurunun yanında yaşı da yakarsınız ve bunu sizin yanınıza kimse bırakmaz.
Böyle Hükümet olur mu? Olur diyenlerin, hele bunu daha fena oluruz korkusundan söyleyenlerin aklına şaşarım. Eğer bütün uğraşılarına ve pompaladıkları havaya rağmen halk "bu Hükümet ile işbirliği"ni hala ve kesinlikle reddediyorsa, halk onlardan akıllı bulunduğu içindir.