MERKEZ Bankası'nın özerkleşmesi, siyasette de ekonomide de çok önemli sonuçlar doğuracak.
Ali Bayramoğlu ve Gülay Göktürk gibi bazı liberal yazarlar Merkez Bankası'nın "özerk" hale getirilmesini eleştiriyor... Temel siyasi kararların MGK'ya ve bürokrasiye terk edildiğini söylüyorlar, bu eleştiriye katılıyorum. Ama ekonominin de "seçilmişler"in yönetiminden çıkarılıp Merkez Bankası'na havale edildiği iddiasına katılmıyorum.
Merkez Bankası'nın özerkleştirilmesi liberallerin "anayasal iktisat" adıyla savunduğu yapılanma yönünde atılmış önemli bir adımdır.
Artık Merkez Bankası'nı ve devlet bankalarını kullanarak siyasette "al sübvansiyonu, ver oyu" biçimindeki popülist "patron - müşteri" ilişkisi (clientalism) eskisi gibi belirleyici olamayacaktır.
Siyasette "genel yarar" ve "siyasi tercih" (kabaca merkez sağ ve sol) kavramları daha etkili hale gelecektir.
* * * BÖYLE bir süreçte, solda Kemal Derviş kendisini "liberal sosyal demokrat" olarak niteliyor ve "siyasi reform" olarak şunu öneriyor: "Partiler sisteminin reforme edilmesi, yani sosyal demokrat ve liberal partilerin birleşmesi ve orta sağın birleşmesi kaçınılmaz..." Bu özlem geniş kitlelerde de mevcuttur. Sağ sol farkı çok şükür eski katılığını kaybetmiştir ama yine çok şükür ki, tamamen kaybolmamıştır. Sistem toparlanacaksa, bu, "liberal bir sosyal demokrasi"ye dönüşmüş CHP geleneği ile liberal dozu artmış bir Demokrat Parti geleneği çizgisinde olacaktır.
'Liberal' diyorum, çünkü Türkiye'nin bugünkü sorunları hem piyasa ekonomisini, hem bireysel hürriyetlerin geliştirilmesini gerektiriyor.
Demokrat Parti geleneği "liberal"e daima sempatik bakmıştı. CHP ve sol ise reddetmişti. Sosyolog Nilüfer Göle'nin belirttiği gibi, liberalleşme anlamında "Demokrat geleneği yenilendi, sıra Cumhuriyet geleneğinde..." (Aktüel dergisi, 26 Nisan)
Eski CHP geleneğinden gelen Derviş'in "liberal, sosyal demokrat" kavramının bu yenilenmeyi 'tarif' ettiğini düşünüyorum.
* * * DEVLETİN ekonomiden çekilmesi, Merkez Bankası'nın özerkleşmesi ve "görev zararı" kavramına bütçe sınırlamalarının konulması mecburen siyaseti "al parayı, ver oyu" popülizminden kurtaracak, siyasette de liberal açılımlar güçlenecektir. AB için hazırlanan "Ulusal Program" da bu süreci güçlendirecektir.
Mevcut parçalanmış siyasetin kadrolarındaki aşırı yıpranma toplumda yeni yüzlere, yeni ekiplere dönük bir beklenti de yaratmıştır.
Bence yeni partilerle yeniden parçalanmak yerine, mevcut partilerden birinde yeniden yapılanmak daha yararlı olur ama toplumsal süreçler kendi dinamikleriyle hareket eder.
Eğer Kemal Derviş, seslendirdiği "liberal sosyal demokrat" toparlanmayı başarabilirse, sağ da mecburen toparlanacaktır.
Her ne olursa olsun, şimdiden bilemeyeceğimiz bir zaman kesitinde, şimdiden bilemeyeceğimiz bir siyasi hareket, şimdiden bilemeyeceğiz yüzlerle Türkiye'yi Batılı anlamda sivil bir "yöneten demokrasi"ye kavuşturacaktır.