04 Mayıs 2001 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Kabahat kimde Sayın Yılmaz?..

     Başbakan Yardımcısı Yılmaz'ın Beyaz Enerji soruşturmasıyla ilgili çıkışları ve jandarma ya da 'asker'in bu soruşturmadaki rolüne yönelik üstü örtülü eleştirileri hafta başından itibaren Genelkurmay Başkanlığı'nda değerlendirildi.
     Yılmaz'a yanıt verilecekti.
     Ama nasıl?
     Karar, çarşamba günü alındı. Yılmaz'ı Genelkurmay değil, Jandarma Genel Komutanlığı muhatap alacaktı.
     Haber dün sabah vakti geldi.
     Jandarma Genel Komutanlığı, ismini zikretmeksizin bir Başbakan Yardımcısı'nı, ANAP lideri Yılmaz'ı 'sorumsuzluk'la suçluyordu.
     Öğleden sonra ise Yılmaz yerel yönetimlerle ilgili bir toplantıda konuşuyordu. Yine birtakım genel doğrular süslüyordu ANAP liderinin konuşmasını:
     "Atanmışlar, seçilmişlerin önüne geçerse sistem tıkanır."
     "Demokrasi kültürü eksik bir toplumuz."
     "Demokrasi, ferdin seçtiklerini denetlemesinden geçer."
     İyi, güzel.
     Evet, demokrasinin temelinde özellikle hesap sormak, hesap vermek yatar. Bu mekanizma doğru dürüst işlemezse, demokrasi aksar, ikinci sınıf damgası yer.
     Örneğin siz Sayın Yılmaz, bu hesap sormak - hesap vermek mekanizmasını 1998 Kasım ayında, Başbakanlık koltuğunda otururken işlettiniz mi?
     Yoksa engellediniz mi?
     Türkbank ihalesi dolayısıyla önce bir bakanınız, Güneş Taner, sonra Başbakan olarak siz gensoruyla düşürüldünüz. Yani siyasal bedel ödediniz.
     Peki, hesap verdiniz mi?
     Yoksa 'Yüce Divan yolu'nu, her zeminde Yüce Divan'lık ilan ettiğiniz Çiller'le anlaşarak kapattınız mı?
     Kapattınız değil mi Sayın Yılmaz?..
     Bu arada 1998 Kasım ayında bir de söz vermiştiniz, Ecevit ve Çiller'le birlikte. Anayasa'yı değiştirip başbakan ve bakanlara da normal yargı yolunun açılacağını hep birlikte açıklamıştınız.
     Ne oldu?
     Bu söz de tutulmadı. Bir seçilmiş olarak Başbakanlık zırhına, dokunulmazlık zırhına büründünüz. Yani, millete hesap vermekten kaçındınız. Bu tutumunuz 'demokrasi kültürü'ne ne kadar sığdı Sayın Yılmaz?..
     Peki ya millet ne düşündü?
     Siz seçilmişler, hesap vermeyip el birliğiyle yargı yolunu kapatınca, milletin rejime, demokrasiye olan inancı güçlendi mi, zayıfladı mı? Siyasetçinin, siyaset kurumunun saygınlığı halkın gözünde bir düşüş daha yaşadı mı, yaşamadı mı? Ve tabii ANAP'ın imajı bir derbe daha yedi mi, yemedi mi Sayın Yılmaz?
     Yoksa 'atanmışlar'ın, mesela 'asker'in halkın gözündeki saygınlık grafiği, sizin bu tutumunuzdan dolayı biraz daha yükseldi mi?..
     Bakın Sayın Yılmaz, bugün sokağa kulak verirseniz, şunu duyabilirsiniz:
     "Asker devreye girmeseydi, Beyaz Enerji dosyası da açılmaz, hesap da sorulamazdı."
     
Ne yazık ki gerçek böyle.
     Şimdi kabahat kimde?
     'Seçilmişler'de mi?
     'Atanmışlar'da mı?
     Bu arada, son günlerdeki konuşmalarınızda yargının siyasallaşması tehlikesini gündeme getirdiniz. Yine bazı genel doğrulardan söz ettiniz. Bilmiyorum, Tarhan Erdem'in Radikal'de dünkü yazısını okuma fırsatınız oldu mu?
     Bir yerinde şöyle demiş:
     "Yargının siyasallaşması, yolsuzluk kadar tehlikelidir. Yargı nasıl siyasallaşır? Bir bakan, bir milletvekili siyaset kürsüsünde yargının belgelerini, iddianamelerini, kararlarını ele alır tartışırsa, yargıyı siyasetin içine davet etmiş olur."
     
Hem siz, hem Cumhur Ersümer bunu yaptınız Sayın Yılmaz. Savcılık makamının yanlışları vardı ama siz de yargıyı siyasallaştırdınız.
     
İnandırıcılık sorunu...
     Yazının devamında şu da var:
     "Bu durumda, hukuki belgelere imza atmış olanlar cevap verme zorunluğunu hissederler. Konuşurlarsa doğru mu yaparlar? Şüphesiz hayır!"
     İşte, jandarmanın dün Yılmaz'ı 'sorumsuzluk'la suçlayan açıklaması da bu çerçevede sayılabilir.
     Doğru olmamıştır.
     Ama tabii siz de şimdi Yılmaz'ın polis devleti, Gestapo devleti suçlamaları yanıtsız mı kalacaktı, haklı mıydı diye sorabilirsiniz. Jandarmanın soruşturmadaki rolünün yasalar içinde kaldığını söyleyebilirsiniz.
     Toparlarsak:
     Yılmaz'ın inandırıcılık sorunu büyük...
     Türkiye tarihinin en ağır bir ekonomik kriziyle boğuşulduğu, aylık enflasyonun yüzde 10'un üzerine fırladığı bir dönemde, hükümet - asker ilişkilerini germesi de, ANAP liderinin inandırıcılık sorununu biraz daha büyütmüş oldu.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
İki konu

Melih AŞIK
Mavi bulutlar...

Fikret BİLA
Yılmaz-Jandarma tartışması

Berrin Cankat
Demohraaatik Türkiyyeee

Hasan CEMAL
Kabahat kimde Sayın Yılmaz?..

Güneri CIVAOĞLU
"B" planı

Abbas GÜÇLÜ
Ormancı duyarlılığı

Sami KOHEN
Nasıl bir "kalkan"?

Meliha OKUR
Paranın adresi

Tuncay Özkan
Telekom Teletaş'a benzerse

Hasan PULUR
TRT, Tibuk esprisi ve gazeteciler...

Derya SAZAK
Derviş ve sol muhalefet

Meral TAMER
Cep'te pazar da, zarar da artıyor

Tamer HEPER
Tespit davası açacaksınız

Güngör URAS
Dış yardım faize gidecek

Serpil YILMAZ
Bu da MHP’nin Botaş’ı

© 2001 Milliyet