"Oyunla paralel kitaplar..." Haldun Dormen (Oyuncu) En son Yiğit Okur’un "Güvercinler"ini okudum. Çok ilginç geldi. Bir de o sırada "Bir Kış Öyküsü"nü sahneye koyuyordum. Bu nedenle, aşağı yukarı paralelikler kurdum. Kitapta, bir kaymakamın başından geçenler anlatılıyor. Benim oyunumda da bir kaymakamın başından geçenler anlatıyordu fakat benimki sahte bir kaymakamdı. Bu kaymakamın yaşantısından kesitler sunuluyor. Kitapta anlatılanlar hâlâ geçerli. Bir tek şey beni rahatsız etti: Kitabın ikinci bölümü sanki başka bir roman gibi kurgulanmış. Kaymakam hapse düşüyor ve hapisteki yaşantısı anlatılıyor.
"Sıkıcı kitaplar okuyorum" Nuray Mert (Siyaset bilimci) Genellikle dört-beş kitap okuyorum, hepsi de genellikle can sıkıcı kitaplar oluyor. Bir tanesi "Amerika ve Siyasal İslam". Özellikle Reagan, Clinton döneminde görülen İslam hareketleri üzerine, Amerikan dış politikasına ilişkin bir derleme. Yani çok fantasstik değil. Fakat genel fikir edinmek isteyenler için fena değil. Bir de epey zamandır peşinde olduğum bir kitap vardı: Ahmet Ağaoğlu’nun "Serbest İnsanlar Ülkesinde" isimli kitabı. Bu da geleneksel Osmanlı İmparatorlu’nu erken Cumhuriyet dönemi bakış açısıyla anlatıyor.
"Dağdayken vakit çok" Nasuh Mahruki (Dağcı) Son zamanlarda Erling Kagge’in "Skiing Towards The South Pole" isimli kitabını okudum. Kagge, Güney Kutbu’na tek başına ve dışardan destek almadan giden ilk insan. 1993 yılında yaptı bunu. Ben de buna hazırlanıyorum zaten. Dolayısıyla da bu dönemlerde hep bu konuyla ilgili okumalar yapıyorum. Fakat benim için şehirdeyken okumak çok kolay değil. Örneğin kamptayken 25 tane kitap okudum. Şehirde okuyamadığım kitapları hep dağda okuyorum; orada insanın çok vakti oluyor.