
|


‘Edebiyattan değil de bilimden gelen siyasetçi daha gerçekçidir’
‘İnsanca yaşamak karışık bir şeydir’
"Komünistler ‘eşitlik’, kapitalistler ‘özgürlük’ diyor, sosyal demokratlar ise bu ikisini bir araya getirmeye çalışıyor, o zaman da söyledikleri iyi anlaşılmıyor" diyen Erdal İnönü’ye göre insanca yaşamak da böyle bir şey
Ahmet Tulgar
Tarih, ağır bir şey! Bir sürü taş, bronz heykel; kilometrelerce mermer yol, kalıntı, sütun; arşivler, depolar, ciltler dolusu doküman; fedakârlık, intikam, sevgi; pıhtılaşmış kan, toprağa karışmış beden. Ve genlerimize, ve belleğimize çökmüş başkalarının hayatları.
Hava basıncı bedenimizin, tarih basıncı ruhumuzun biçimini koruyor. Yani tarihin de kendi çapında bir fiziği var.
Bir de bir fizikçi var.
Bu toplumun ortak belleğine bütün ağırlıyla yerleşmiş, Kurtuluş Savaşı’nın başından, Cumhuriyet’in olgunluk yıllarına kadar süren etkisiyle en kalıcı tarihi kişiliklerden biri olmuş İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü.
Biz ondan uzantısı olduğu tarihin ağırlığını bekledikçe, o bir tüy hafifliğinde bu sokaklarda, konser salonlarında, aramızda dolaşıyor.
Biz, süfli politik hayatımıza birazcık nitelik, birazcık tarih bilinci katsın diye kalıcı olmasını bekledikçe, o bir tüy uçuşuyla politikadan uzaklaşıyor.
Ve şimdi Türk sosyal demokrasisi onu yeniden göreve, politikaya çağırıyor.
Cemal Süreya’nın dediği gibi "Geçici olanın kalıcılık olasılığı" yeniden beliriyor.
Gazeteci Teoman Erel, ilk SODEP Kurultayı’ndaki çok beğendiği açış konuşmanız için "Danışmanlarıyla hazırlamıştır" demiş. Siz ise anılarınızın üçüncü cildinde "Oysa ben tek başıma yazmıştım" diyorsunuz. Doğru. Doğru.
Anılarınızı kaleme alışınız neleri tek başınıza yaptığınızı anlatma çabası mı? Zannetmiyorum.
Bir de, düşünsenize, babanızın ne kadar ihtişamlı bir hayatı olmuş. Ne kadar efsanevi bir hayat... Doğru.
Belki de kendi hayatınız onun hayatının gölgesinde kalmasın diye yazıyorsunuz anılarınızı... Hoşuma giden bir şey diye yazıyorum. Babama yetişmek için yazmadım eğer öyle bir şey düşünüyorsanız. Benim küçüklükten beri babamın tarihsel kişiliğine yetişmek gibi bir uğraşım olmadı. nŞimdi hazır sizin gibi bir fizikçiyi bulmuşken sorayım: Türk politikacılar ne zaman bir uçağa binseler, boylarından büyük laflar ediyorlar. Bask modeli öneriyorlar, bir takım "realitelere" ayıyorlar. Sonra uçak inişe geçince çark ediyorlar. Bu, fizikle, basınç değişimi ile ilgili bir şey olabilir mi?
Yok. Yok. İnsan seyahat havasında öyle daha rahat konuşuyor. Vapur seyahati de olsa aynı şey olur. Otobüste de aynı şeyler oluyor. Belki uçak korkusu da vardır. Bir de, işte gazetecilerle beraberken daha çok şey söyleme ihtiyacı duyuyorlar.
‘Kemal Derviş, Özal’dan farklı’
Bilimle politika arasındaki ilişki nedir? Bilimden bir şeyleri politikaya taşıyabildiniz mi? Siyasetçilerin en çok kullandıkları bilim bilerek ya da bilmeyerek sosyal psikoloji oluyor. Siyasette sürekli bir umut içindesiniz ve bu umudu hem seçmenlere hem kendinize vermek durumundasınız. Bu tabii bilimsel yaklaşımı biraz gölgeliyor. Çünkü bilimde gerçektir egemen olan, umutlar da faydalıdır ama gerçek karşısında her şey durur. Deneyin sonucu buysa eğer, teoriyi değiştirmek zorundasınız. Umut orada geçmez. Ama siyasette bu umutlar hep geçiyor, seçimi kaybediyorsunuz, "Kader böyleymiş" diyorsunuz, gene uğraşıyorsunuz. Böyle durumlarda bilimden gelmiş olmanın faydalarını gördüm. Bilimden gelmiş olmak daha bir mantıklı düşünme alışkanlığı getiriyor. Bilime dayalı olmayan mesleklerden gelenlere göre, mesela edebiyattan gelenlere göre, daha gerçekçi olabiliyorsunuz.
Ama sadece fen bilimlerini ya da rakamları bilenler, sosyal bilimlerden nasibini almayanlar da, her şeyi ekonomist bir bakış açısıyla ele alıyor. Mesela kitabınızda Turgut Özal’ı işin sadece ekonomik tarafını düşünüyor, sosyal politikalara yönelmiyor diye eleştiriyorsunuz. Kemal Derviş söyleminde de aynı ekonomist alışkanlık sürmüyor mu? Derviş "Sosyal demokratım" diyor; bence o Özal’dan farklı. Güncel politikaya girmeyeyim ama rahmetli Özal bilhassa vurguluyordu "önce ekonomi" diye.
Ama Kemal Derviş de "Politika ekonomiden elini çekmelidir" diyor. Sosyal demokraside tam tersi, siyaset ekonomiyi kontrol etmez mi? Şimdi sosyal demokraside piyasaya bırakıyorsunuz ekonominin kontrolünü ve bunun sakıncalarını yok edecek mekanizmaları yasalar, sendikalar, meclis yardımıyla kuruyorsunuz. Modern sosyal demokrasi böyle. Batı’da böyle. Jospin ne diyor? "Piyasa ekonomisine evet, piyasa hakimiyetine hayır." Smith de güzel bir şey söylüyordu, "Piyasa bize değil, biz piyasaya hükmetmeliyiz" diye. Ama bu o kadar kolay değil.
Althusser, "Lenin ve Felsefe" adlı kitabında, bilimsel bilginin politikaya felsefe yoluyla taşındığını söylüyordu. Toplumumuzun felsefeden uzak oluşu mu siyasetimizin bilimselleşmesinin önünde engel? Zannediyorum, Althusser, Marksist felsefeden bahsediyor. Herhangi bir felsefe de politikada yararlıdır. Benim kendi hesabıma felsefeye merakım vardı gençken. Marksist değildim ama çeşitli felsefeler okumuştum. Çok yararlandım siyasete girdiğimde. Bir kere geniş bir bakış açısı sağlıyor. Sonra siyasette birdenbire birisi size hiç bilmediğiniz bir konuda bir şey soruyor, "Bilmiyorum" diyemiyorsunuz her zaman, "Bu adam da hiç bir şey bilmiyor" diyorlar, biliyor gibi davranmak zorunda kaldığınız zaman ona felsefi yaklaşmak çok yararlı oluyor. Gerçi tamamen sorduklarından farklı bir şeye cevap veriyorsunuz ama...
Peki, bir sosyal demokrat neden bir yerde durur, neden istop eder de Marksist anlamda bir sosyalizme kadar gitmez? Ya da neden zaten Marksist değildir? Bilimde bir teori yaparsınız. Sonra deneyle kontrol edersiniz. Deneyler gerçek olduğunu söylerse o teori doğrudur. Felsefe de böyle bir şey yok, Marksizm’de de böyle bir şey yok. Başlangıçta birtakım doğrular varsayıyor ve her şeyi de onlara açıklamaya çalışıyor. Bu yaklaşım bilimde yoktur. O açıdan ben "Marksist değilim" diyorum. Sosyal demokraside Marksist olmak şart değil. Başlangıçta Marksizm’le ilgisi vardı. Eşitlik, özgürlük, dayanışma meselelerinde, komünizm eşitliği öne çıkarıyor, kapitalizm özgürlüğü öne çıkarıyor, sosyal demokrasi de işin içine dayanışmayı katarak bunları bir araya getirmeye çalıyor. Bunu nasıl yapacaksınız? Sosyal demokrasiye daha Marksist yaklaşanlar var, daha kapitalist görünenler var. Ben bilimden geldiğim için bilime öncelik veriyorum, "Ekonomistlerin söylediği şey doğruysa bilime karşı çıkmak yanlıştır" diyorum. Ama tabii insancıl yanım da var. İnsanların eşit olmasını da özgür olmasını da istiyorum. Bütün bunları bir araya getirmek sosyal demokrasi oluyor. Ama çok şeyi bir araya getirmek gerektiği için de söylediğiniz iyi anlaşılmıyor, müphem oluyor. Ama çaresi de yok, insanca yaşamak da böyle, biraz karışık.
Zonguldak’ta Önay Alpago (o zaman ilçe başkanı, sonradan bakan oldu) ile karşılaşıp etkileniyorsunuz. Türkçe’sinden, tavrından. Önay Hanım başöğretmen edalı, savaşçı bir kişilikti. Sema Pişkinsüt’ün tavrı da çok benzeş. Bu tarz kadınlar politikadan yok edilmeye çalışılıyor. Baksanıza Sema Pişkinsüt’e yapılanlara... Tabii ama, tekrar gelir bir gün Önay Hanım umarım, Sema Hanım bir yere gitmedi zaten, yine siyasette. Yazık tabii. n
Hint horozluğu yapıp, politikaya dönecek mi?
Mustafa Ekmekçi sizin için "Hint horozu gibidir, gaga yedikçe yeniden dövüşe döner" demiş. Hint horozluğunuzu kanıtlayıp, politikaya dönecek misiniz? Bakalım, daha belli değil. Bakalım, bakalım.
Bir panelde DSP için "klinik vaka" deniyor. Ve siz bu tanımlamaya "Ecevit çiftine ayıp olacağı için reaksiyon vermediğinizi" söylüyorsunuz, yani DSP’lilere değil de, Ecevit çiftine ayıp olacağı için. DSP, Rahşan ve Bülent Ecevit’ten mi ibaret? O zaman öyleydi. DSP deyince a posteriori Rahşan ve Bülent Ecevit’ten başka kimse yoktu ki o zaman. Zaten hala da öyle.
Kitabınızda sık sık fotoğraflardaki yüzlere bakıp tahlil yapıyorsunuz. Annenizin Kenan Evren’le el sıkışırken yüz ifadesine bakıyorsunuz, Rahşan ve Bülent Ecevit çiftiyle bir karşılaşmanızda üçünüzün ifadesini yorumluyorsunuz. Bunu sık yapar mısınız? Bakarım fotoğraflara. Aynı şekilde konuşmalarda saklı olan art niyetleri de fark ederim. Bir fotoğrafa bakarken de, "A, annemin bakışı ne kadar karakteristik, çekinerek bakıyor Kenan Evren’e" dedim. Tabii bu tahlilleri usta yazarlar çok daha iyi yapar.
Kenan Evren’le gerilimli ilişkinizi kitabınızda anlatıyorsunuz. Daha sonra Evren’le görüştünüz mü? Dolmabahçe Sarayı’nda Milliyet’in 50. Yıl Kutlaması’nda karşılaştık. Orada el sıkıştık.
Fotoğrafınızı çektiler mi? Yok, galiba.
Peki, çekilmiş olsaydı, kendi yüzünüzü ve Evren’in yüzünü nasıl tahlil ederdiniz? Aradan çok zaman geçti, Sayın Evren şimdi beni görünce gülümsüyor.
‘Babam gibi karizmatik değilim’
Babanızın o geleneksel denize çivileme atlama etkinliklerini siz de sürdürüyorsunuz. Sahiden de Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün birçok mayolu fotoğrafını görmüş olmamıza rağmen, şimdiki politikacılarımız bize çıplak görünmüyor. Son olarak Deniz Baykal bize birkaç yıl önce Antalya, Kemer’de bir omuz dekoltesi verdi. Bu, politikacılarımızın içlerini, içeriklerini halktan gizleme ihtiyacına işaret ediyor olabilir mi? Eskiden sosyal psikologlar politikacılara bu kadar yol göstermezlerdi, "şunu giy, bunu giy" diye karışmazlardı. "Seçmenlerin istediği gibi görünmek zorundayım" filan mı diyorlar, bilmiyorum. İnsanları birtakım çerçevelere sokuyorlar. Ben Bodrum’da izine gittiğim zaman benim resimlerimin çekilmesine izin veriyordum. Tabii babam gibi karizmatik değilim. Aynı etkiyi yapmıyor ama öyle bir endişem olmadı. Şimdi siz söyleyince fark ettim, gerçekten Atatürk’ün de, babamın da rahatlıkla öyle mayolu resimleri falan vardı, hiçbir kompleksleri yoktu. Şimdi gerçekten düşünüyorum da, hangi siyasetçimiz halka, kamuoyuna böyle görünüyor? Evet, korkuyor olabilirler.
PAZAR


Bazılarının eline gidilir...
KİM NE OKUYOR?..
Antik tatlar kitap oldu
Bu oyun manşet olur
Güllerin içinden
Barmen, bir dergi lütfen
Ekranda FIFA 2001 turnuvası
Bu iplerin ucunda eğlence var...
‘Afyon etkisi var’
Grafist başlıyor...
Aşkın ve barışın globalizasyonu
Haftanın sanat rehberi
Kanaat’te dondurma mevsimi
Lacivert’te yaz boyunca brunch
İtalya’nın denizi İstanbul’da
Çocuklara Tweety’li pasta
KİM NEREDE NE YEDİ?
‘İnsanca yaşamak karışık bir şeydir’
Buraya yazıyorum...
DVD / Selim BOY
Eşkıyanızı uyandırın!
4,33
Tike
Roberto kapıyı iki kere çalar
Tate Modern
Osmanlı’yı bilmek için
Entelektüellerin ölümü
"Düşen Yapraklar, Geçen Yıllar"
SAYFA BAŞI

|
|

|