06 Mayıs 2001 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Eşkıyanızı uyandırın!

Bir eşkıya ağır ağır silah kuşanıyor sanki. Öyle hışımla değil, soğukkanlı. Çok haklı bir şeylerin peşine düşecek gibi. Son sigarasını içiyor; sakin. Hesaplaşma vakti mi geldi, nedir?

     İçinizde, alışamamış, evcilleşmemiş, boyun eğmeyen, kabullenmeyen, isyan etmek için bekleyen, doğru zamanı kollayan... İçinizde dumanlı bir eşkıya var! Sanki sabrediyor şimdilik. Dinliyor, bakıyor, hiçbir şeyi unutmamak için kaydediyor olup biteni. Sigara üzerine sigara yakıyor. Cezalandıracak olanları birer birer yazıyor kenara. Eşkıyanız epeydir öfke biriktiriyor; televizyon başında...
     ***
     Tribünler inliyor:
     "Zilli! Zilli!"
     Sema Pişkinsüt dudaklarını kenetleyip, yürüyen bir sabır heykeli gibi geçiyor kenardan. Meclis’tekilere "cahil, avam" demenin bedelini ödüyor. Başka türlü olmanın, işkenceyi, yalanı, sahtekarlığı, ikiyüzlülüğü bodoslamadan söylemenin bedelini... Vitrinde "kadın milletvekilli" pozu vermediği, oyuna(!) katılmadığı için cezalandırılıyor. Kabile, kurbanı korkutmak, sindirmek için masalara vurarak gürültü çıkarıyor. Vaktiyle Umberto Eco’nun dediği gibi, bu çağda faşizm sadece kara gömleklerle arzı endam etmiyor. Mavi mavi masmavi de giyinebiliyor.
     Bu kadarı bizim eşkıyayı şaşırtmıyor; bu kabile epeydir böyle zaten. Ama Pişkinsüt’ün oğlu tokatlanınca ve o kenetlenmiş dudaklar ilk kez bağırmak için açılınca, kabilenin karşı oğlunu tek başına kurtarmaya çalışan bir anne olarak elini kolunu ilk kez çaresizce hareket ettirmeye başlayınca...
     İşte o zaman eşkıya arka odaya gidip sandıktan sedef kakma kabzalı hançerini çıkarıyor.
     ***
     19 yaşındaymış. Evde otururken sokakta bir kavga duymuş. Üç beş it bir çocuğu dövüyormuş. Niye kapıyı kapatıp, televizyonun sesini biraz yükseltip gürültünün dinmesini beklememiş? Berke neden iyi bir insan olmuş ki? Aşağıya inmiş. "Bu sokakta kimse kimseyi dövemez" demiş. Belli ki onun eşkıyası acele etmiş! Tornavidalarla, bıçaklarla bir gece, durdururken deşilip, ölüvermiş. İtlerden biri "Sen mi kurtaracaksın?" diye üzerine çullanıp... Berke, resim sergilerini gezip, Pink Floyd dinlermiş. Belli ki, bu dünyanın oyunlarından pek haz etmeyenlerdenmiş. O gece Pink Floyd’un o şarkısını, dövülen bir çocuğun sesinde duydu gibi geldi herhal:
     "Is there anybody out there!" (Kimse yok mu orada?)
     "Ben varım!" demiş...
     Vurulup düşmüş...
     Eşkıyanın gözleri dolar hançere baka baka. Kalın kuşağını dolayıp beline, hançeri yerleştirip içine, yoklar birkaç kez. Hançeri tek hamlede çıkarabileceği yuvayı hesap eder iyice. "Bir kişi daha eksildik" diye bakar meseleye. Dolar, dolar...
     ***
     Ajanslar geçer. "1 Mayıs olaysız geçti." Olaysız! Olaysız?
     Binlerce adam, mutsuzluktan geberecek kadar mutsuz, bağırmışlar bütün gün:
     "Açız! Açııız!"
     Bu olaydan sayılmıyor zaar! O vakit hançer küçük gelir eşkıyanın gözüne. Şöyle bir daha tartınca düşmanın gücünü kafasında... Kılıcını bulup çıkarır derinlerden. Beklemekten pas tutmuş olan. O da kifayetsiz gelince, olmuşken tam olsun deyip, alır eline beylik tabancasını da...
     Fakat izledikçe izledikçe, öfkeden parça parça... Eşkıya dakka başı sandığın önünde. Ağırdan ağırdan eldekileri çıkarırken ortaya, bakar ki sonunda... Top tüfek, süngü, gürz, pala... Sandık boşalıp da, tam teçhizat ama bir başına kalınca odanın ortasında sorar kendine:
     "Kime karşı? Kiminle?"
     ***
     "Kimseye etmem şikayet/ Ağlarım ben halime / Titrerim mücrim gibi / Baktıkça istikbalime"
     Böyle zalim bir şarkı girer devreye. Öfkesi parça parça gelir eline. Silahların ortasında çöker yere. Bir başına...
     ***
     İçimizde bir şeyler efeleniyor. Sanki zaman veriyoruz hayata. Kendine çeki düzen vermesi için sabrediyoruz. Öfke biriktiriyoruz güya; zaman kolluyoruz. Peki öfke, birikebilen bir şey midir hakikaten?
     



 PAZAR


Bazılarının eline gidilir...
KİM NE OKUYOR?..
Antik tatlar kitap oldu
Bu oyun manşet olur
Güllerin içinden
Barmen, bir dergi lütfen
Ekranda FIFA 2001 turnuvası
Bu iplerin ucunda eğlence var...
‘Afyon etkisi var’
Grafist başlıyor...
Aşkın ve barışın globalizasyonu
Haftanın sanat rehberi
Kanaat’te dondurma mevsimi
Lacivert’te yaz boyunca brunch
İtalya’nın denizi İstanbul’da
Çocuklara Tweety’li pasta
KİM NEREDE NE YEDİ?
‘İnsanca yaşamak karışık bir şeydir’
Buraya yazıyorum...
DVD / Selim BOY
Eşkıyanızı uyandırın!
4,33
Tike
Roberto kapıyı iki kere çalar
Tate Modern
Osmanlı’yı bilmek için
Entelektüellerin ölümü
"Düşen Yapraklar, Geçen Yıllar"


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet