Kemal Derviş’in taksicilerle çay içmesi, şortla sokağa çıkması, seracılarla dertleşmesi... (seçmene şirin görünmeye çalışan politikacıya hiç benzemediği için) halkımız tarafından sevgiyle karşılandı.
Ama, Türkiye’de "halktan biri" imajı vermek tehlikelidir. Halkımızın laubali olmak gibi bir huyu da var.
Derviş, Antalya’dan Ankara’ya uçarken, arka sıralardan alkışlı bir tempo duyuldu: "Derviş buraya! Derviş buraya!"
Devlet Bakanı bu terbiyesizlik karşısında ne yapsın! Duymazlıktan geldi; yanındakilerle sohbete devam etti.
Bağıran gruptan yaşlıca bir bey ayağa kalktı:
– Beyler, sizler koskoca tıp adamlarısınız. Bir devlet adamını böyle çağırmak yakışır mı! diye ikaz etti de sustular.
Derviş’e böyle tezahürat yapanlar ne maçtan dönen taraftarlar, ne de Kızılay kampına giden liselilerdi. Bu şamatacılar, Antalya’daki bir panelde bir araya gelen jinekoloji uzmanı doktorlardı.
FIKRA
Ünlü bir işadamıyla karısı, Paper Moon’da baş başa yemek yiyorlardı. Birden, tanınmış bir sarışın manken masaya yaklaştı, eğilip adamı dudaklarından şehvetle öptü ve çekip gitti.
Kadın hayretler içindeydi:
– Kimdi o kadın? Seni niye öptü? diye sordu.
– O benim metresim, sevgilim!
– Ben böyle bir rezalete tahammül edemem. Derhal boşanıyoruz, anlıyor musun? Derhal...
Adam hiç istifini bozmadı:
– Sen bilirsin sevgilim. Ama Boğaz’daki yalıyı, kürklerini, mücevherlerini, her yaz bir ayını geçirdiğin, Nice’teki evimizi çok özlemeyesin sonra?
Kadının yüzü asıldı; başını öne eğdi, hiç sesini çıkarmadı. Biraz sonra, kocasına göz ucuyla yan masayı gösterip sordu:
– Refik Bey’in yanındaki o esmer kızı gördün mü? Karısı değil...
– Evet, dedi adam, karısı değil. O kız Refik Bey’in metresi..
– Hıh, dedi kadın, bir şeye benzemiyor. Bizim metresimiz çok daha güzel!
Havuç yanığı
Ben, kokteyllerden nefret ederim. Niyesini başka bir sefer anlatırım size...
Geçen hafta bir kokteylde, bir doktor dostuma rastladım. Karısıyla gelmiş.
Bir ay kadar önce bir araya gelmiştik, o zaman "normaldi."
Halbuki şimdi, Mehmet Ali Birand gibi, hatta Güneri Cıvaoğlu kadar tabii, ıstakozumsu güneş yanığı...
– Hayrola Hasan, dedim, nerede yandın böyle?
– İnanmayacaksın ama Berrin, her sabah bir bardak taze sıkılmış havuç suyu içiyorum, dedi.
Yalnız yüzüm değil, bütün vücudum böyle bronz rengi oldu. Herkes solaryuma gittiğimi sanıyor, ama inan havuç suyu...
"Hafta sonu kongreye gidiyorum numarasıyla Antalya’ya mı kaçtın yoksa!" diyeceğim, ama yanında karısı var...
Neyse, koskoca bir doktora inanmamak olmaz. Pazardan beri sabahları havuç suyunu test ediyorum. Tutmazsa, Hasan’ın benden çekeceği var.
HAYDİ BASTIR!
Fransız Tarım Bakanlığı’nın ilan panosunda asılı bir duyuru:
Bir yakınlarının doğumuna veya cenazesine katılmak için izin isteyecek olan Bakanlık personelinin, maçtan en az 24 saat önce insan kaynaklarına müracaatı gerekmektedir.