1800'lü yılların başında, İngiliz parlamentosuna basın özgürlüğünü kısıtlayacak bir tasarı gelmiş, parlamentonun yaman hatiplerinden Sheridan kürsüye fırlamış: "Dejenere bir Lordlar Kamarası onların olsun,
Sefil bir Avam Kamarası onların olsun,
Müstebit bir hükümdar onların olsun,
Siz bana, zincire vurulmamış bir basın verin, yeter!" Kıssadan hisse...
İyi de, nerede?
* * *
GAZETECİ, parlamentodaki bir papaza sormuş: "Muhterem peder, milletvekilleri için dua ediyor musunuz?
Hayır, onların haline bakıp, memleket için dua ediyorum." Kıssadan hisse...
Zaten bizim imamlar, hocalar, her duayı "Memleketin hayrına!" diyerek bitirmezler mi?
* * *
İŞÇİ Partisi'nin Enerji Bakanı, savaştan sonra İngiliz halkına, az yıkanarak, kömürden tasarruf etmelerini önermiş ve demiş ki: "Ben de sık sık yıkananlardan değilim. Sık sık yıkananlara, seyrek yıkanmanın, sağlık bakımından, olumsuz bir tarafı olmadığını söylemek isterim." Bakanın bu sözlerine, gazeteciler takmış, yazılar yazılmış, karikatürler çizilmiş ve muhalefet lideri Churchill son noktayı koymuş: "Enerji Bakanı böyle konuştuğuna göre, halk, Başbakan ve arkadaşlarının, her geçen günü biraz daha koktuklarının ve kokuştuklarının sebebini anlamakta güçlük çekmeyecektir." Kıssadan hisse...
Ne hikmetse, "enerji bakanları" da hep böyle oluyor.
* * *
ABDÜLHAMİT döneminde sansür pek sıkıymış, gazete ve dergiler basılmadan önce, sansür heyetine gönderilirmiş...
Bir gün, Servetifünun dergisinin kapağına, çeşme başında dua eden bir adamın resmini koymak istemişler, yaşlı adam şehre yeni verilen Hamidiye suyundan içiyor ve "Hamidiye suyunu getiren Sultan Hamid"e dua ediyormuş...
Sansür, resme izin vermemiş...
Çünkü bu resim "işimiz Allah'a kaldı" anlamına gelirmiş...
* * *
ABDÜLHAMİT, döneminde gazetelerde "yıldız" ve "burun" kelimeleri de sansüre takılırmış.
Niye?
Zira, padişah "Yıldız Sarayı"nda otururmuş, rahmetlinin burnu da pek haşmetliymiş, "Yıldız" ve "burun" onu çağrıştırırmış.
Kıssadan hisse...
Aman ha, bugünlerde "beyaz" ve "enerji" kelimelerine dikkat!
Başınız, Mesut Yılmaz'la derde girebilir. "Mavi" ile "akım"a da dikkat edin!
* * *
RÜYA bu ya!
Atatürk Ankara'ya gelmiş, etrafa şöyle bir bakmış, "Ben İstanbul'a geçeyim!" demiş... "Aman paşam!" demişler: "Daha size doyamadık!"
"Yok, yok, ben İstanbul'a gideyim, eğer satmadıysanız, Bandırma vapuruna binip, Samsun'a çıkarım, 19 Mayıs'a şurada kaç gün kaldı!" Kıssadan hisse mi?
ihtiyaç var mı?