Kızılay, TBMM’de kan bağışı kampanyası başlatmış. Ve bu kampanya Ankara’da şakalara sebep olmuş.
Derler ki, birçok milletvekilinde "aranan kan bulunamamış". Bazı milletvekillerinden kan alınmış, ama kullanılır gibi değilmiş...
Yani, sokaktaki adam, oy verip de Meclis’e gönderdiği temsilcilerine kansız diyecek, kanı bozuk diyecek noktaya gelmiş. İşin akıl almaz yanı, milletvekillerinin de bu esprilere gülüyor olması.
-
Okuyanlar bilir, milletvekillerini tenkitten geri kalmayanlardan biri de benim.
"Bir dakika! O kadar da değil..." demek ihtiyacını ne zamandır duyan, ama bir fırsatını bulup haykıramayan da benim.
İnsan sarrafıyım, desem abartılı olur. Ama insanları "tanırım". Bilirim ki, bir yerde on kişi varsa, bu on kişinin içinde en az bir, genellikle iki, bazen üç güvenebileceğiniz, birlikte yola çıkabileceğiniz adam vardır.
Yani, o Meclis’te 550 milletvekili olduğuna göre, benim ölçülerime vurursanız, en az 50, büyük bir ihtimalle 100, belki de 150 "pekâlâ" adam vardır. (Kadın erkek ayırımı yapmadan.)
Gazeteciliğin tabiatı gereği yolsuzluk haberdir, dürüstlük değil; adam köpeği ısırırsa haberdir, köpek ısırırsa değil...
Eminim TBMM’de "dört dörtlük" milletvekili çok. Ama basın onlara gereken itibarı ve ilgiyi göstermeyi bilmiyor.
Onlar da, diğerleri (!) gibi şov yapıp, zırt pırt medyaya salata olmayı ya beceremiyorlar, ya kendilerine yediremiyorlar.
FIKRA GİBİ
Bizim Haslet ana tarafından Karadenizli. Geçenlerde Trabzon’-dan bir akrabası gelmiş, otobüsle. Haslet’e anlatıyor:
– Abi, ben de Karadenizliyim, ama Temel fıkralarının gerçek olduğuna bu defa inandım.
– Hayrola?
– Bütün gece uykusuz kaldım. Önümdeki yolcu uyumak için koltuğunu en arkaya yatırdı. Sinir oldum...
– Eh ne var bunda? Adam tabii koltuğu arkaya yatırarak uyuyacak...
– İyi de koltuğu arkaya yatırdı, ama bütün gece başını ön koltuğa yaslayarak uyudu!
Beygir muhabbeti
Dün iki köşe yazarı hanım arasında (üç gazeteci hanım da diyebiliriz, çünkü Ayşe Arman ile Ruhat Mengi atışırken, fonda Leyla Umar da var) geçen seviyeli (!) tartışmadan bahsettim. Hürriyet gazetesinde, bu kez Pakize Suda, manken Deniz Akkaya’ya cevap veriyor, Mış-Muş köşesinden:
"Deniz Akkaya ‘Ayşe güzel, Pakize değil’ demiş. Bir güzellik yarışmasının içinde olduğumuzdan haberim yoktu, hazırlıksız yakalandım. Bana biraz süre ver, Denizciğim. Bu memlekette beygirden top model yaratan estetikçiler var; benden kim bilir ne harikalar yaratırlar".
Buyrun bakalım!.. Hanımlar, Türkiye’de herkes, her konuda kavga ediyor zaten. Meclis’te kavga, futbolda kavga, sokakta kavga. Değişik bir şey yapamaz mıyız? İlla kavga edeceksek, faydalı bir davanın kavgasını yapamaz mıyız?
GÖZLÜKLÜ MARTI’DAN
Eskiden, bahar geldi mi, sinek girmesin diye evimizin penceresine tel takardık. Şimdi kavak pamuğu girer diye, değil pencereleri, ağzımızı bile açamaz olduk.