Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, Financial Times gazetesine verdiği demeçte, yapısal reformlar yapılmazsa görevinden istifa edeceğini söylemiş...
Nedir yapısal reformlar?
Bankacılıktan bir örnek:
Bazı milletvekilleri bugünlerde dertli. Ziraat Bankası, Halk Bankası gibi kamu bankalarının genel müdürlerini artık eskisi gibi çat kapı göremiyorlar. Önceden randevu istemek durumundalar.
Örneğin bir milletvekili, Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Vural Akışık'ı görmek istiyorsa, önceden bir faksla görüşme nedenini de bildirmesi lazım.
Bir yetkili dedi ki:
"Milletvekilleri dertli. Zira seçim bölgelerindeki bazı banka şubeleri kapatılmaya başlıyor. Önce kapatma kararlarına karşı çıkanlar oldu. Biz de kendilerine, 'Bir özel banka, diyelim Akbank, verimli olmadığı için sizin bölgenizdeki bir şubesini kapatma kararı alsa, bunun hesabını sorabilir misiniz? Kapatma diyebilir misiniz?' dedik. Şimdi kapatma tarihi için pazarlıklar başladı. Ama artık çaresiz anlıyorlar, bu işlerin bir hesap kitap işi olduğunu..."
Oysa, kamu bankaları yıllar yılı karlılığın, hesabın kitabın fazla uğramadığı yerler oldu. Siyaset sınıfı, bu bankaları oy kazanmak için, nüfuz satın almak için, partilerini finanse etmek için babalarının çiftliği gibi kullandılar.
Bu hesapsızlığı kitapsızlığı ise görev zararı olarak Ziraat Bankası'na, Halk Bankası'na, Emlak Bankası'na yazdılar.
Şimdi bu dönem kapanıyor.
Kamu bankaları özelleştirilecek.
Bu bir yapısal reform! Sonuna kadar gidilebilecek mi?
Dileriz gider.
Bir başka örnek: Petrol Ofisi, POAŞ... Tarih, 31 Mart 2000.
Özelleştirme için düğmeye basılıyor. Çalışan sayısı 5951. Petrol Ofisi'nin hizmet alanı daha geniş ama Shell, BP gibi rakipler aynı hizmeti en çok 600 kişiyle yapabiliyorlar.
Petrol Ofisi'nde özelleştirme öncesi yalnız 600 çaycı, temizlikçi, odacı vs. kadrosu görülüyor. Bunların devlete yıllık maliyeti ise 10 milyon dolar...
Ayrıca bu kişiler, başka kamu kuruluşlarında da memur ve işçi olarak gözüküyor. Hatta parlamentoda çalışanlar, bakan emrinde şoför olarak görev yapanlar bile var.Yani başka türlü kadro alamayanlar, Petrol Ofisi'nden çaycı kadrosu çıkarmışlar.
Aradan bir yıl geçiyor.
Tarih, 31 mart 2001.
Özelleştirme tamamlanmış:
POAŞ'ta çalışan sayısı 1201. Ayrıca verimlilik ve karlılıkta büyüme... Devlete ödenen Kurumlar Vergisi'nde ilk yıl olmasına rağmen büyük bir artış...
Bir yapısal sorun örneği:
Geçen gün bir sohbetimizde eski Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp, devlette, kamuda hiç çalışmadan para alanların sayısının 300 bin civarında olduğunu söyledi.
Bir başka yapısal sorun örneği:
1999 yazı. Devlet Demiryolları Genel Müdürü Hasan Mollaoğlu'yla sohbet ederken şöyle diyor:
"Ülkenin bütün demiryollarını kapatsak, 42 bin memur ve işçiyi evlerine göndersek, hiçbiri çalışmasa... Ancak, her ay başı hepsinin maaşı tıkır tıkır ödense, devlet yine 70 trilyon lira karlı çıkardı." (6 Temmuz 1999'da bu köşede çıkan yazımdan)
Bu da yıllardır yapısal reform bekleyen bir başka alan... Bunun gibi kaç tane köklü çözüm bekleyen yapısal sorunu var Türk ekonomisinin.
Bu yapısal reformlar yılan hikayesine döndüğü içindir ki, enflasyon ve hayat pahalılığından kurtulamadı Türkiye. Rekabet gücü kazanamadı, ihracat seferberliğini yapamadı Türk ekonomisi.
Bu yüzden refah artmadı.
Bu yüzden, 1960'ların başında aynı düzeyde olduğumuz Portekiz ve Yunanistan kişi başına milli gelirde 14 bin doları, İspanya 17 bin doları yakalarken, biz 3 bin doların altında kaldık.
Bu yüzden, Çetin Altan'ın her fırsatta yinelediği gibi, Birleşmiş Milletler standartlarına göre Türkiye'nin hayat kalitesi, Yunanistan'ın 65 basamak altında...
İşte bunun içindir ki: Cart curt milliyetçiliği yerine yapısal reformlara hız verelim.