Aylardır, hatta diyebilir ki yıllardır gırtlağımızı yırtıyoruz, devlet otoritesi yok olmuştur, devlet ceza vermekten korkar hale gelmiştir. Böyle devlet otoritesi olmaz. Yani devlet ceza vermekten korkar hale gelmiştir ve vatandaşının sokak ortasında 1.200.000 TL için canından olmasına karşı pasif kalmayı tercih etmiştir.
Evet İzmir'de yaşanan inanılmaz boyutlara varan, günlük yaşamımızın bir parçası olan kapkaççılığı önleyememiş, yakalananlara ceza verememiştir. Üstelik devletin en yetkilileri ısrarla ülkemizde işlenen suçların dünyada en az orana sahip olduğu iddiası ile kendilerine mazeret uydurma yolunu tercih etmiştir.
Bu işin içinde biri olarak ısrarla tekrarlıyorum. Ülkemizde suç oranı son derece yüksektir. Bunun için bir oran veremiyorum, gözlemlerime dayanıyorum, zira eldeki istatistiki veriler yanlıştır. Dolayısı ile bunlar istatistiki veri haline gelmemektedir. Onun için ben de oran veremiyorum, kimse de veremez. Ama İstiklal Caddesi'nden geçerken çantası yoklanmayan hanım neredeyse yok gibidir. topluma yansıyan, ya çantasındaki yirmi milyon lirayı korumak için çabalarken tren altına atılan genç kızımızdır veya çantasındaki 1.200.000 TL'yi korumak için direnirken kafasından bıçaklanan üniversite öğrencisi evladımızdır. Kafamızı kuma gömmekle hiçbir şeyin halledilemeyeceğini artık bilmemiz lazım. Bu suçlar önlenir, yakalananlar tutuklanarak hiç olmazsa bir süre toplumdan tecrit edilir, buna hukuki imkan vardır, bu imkanı kullanmamak maharet değildir. Toplumu korumak devletin görevidir, bu salgın öyle veya böyle bir şekilde önlenmelidir, bir hukukçu olarak buna imkan vardır diyorum ama bu imkanları kullanacak olan da artık görevini yapmalıdır. Bu çocuklar hayat kavgası verirken birkaç çapulcuya kurban gitmektedir, bu acıyı yetkililer de duymalı, bizde suç oranı az diyerek kendilerini teselli edip toplumu kandırmaya çalışmamalıdır. Bir laf vardır teşhis tedavinin yarısıdır. Teşhisi yanlış koyanlardan tedavi beklenemez.