Elbette ki Kemal Derviş'i eleştirmek, hem de gözünün yaşına bakmaksızın eleştirmek vatan hainliği değildir ve onu övmek, hem de göklere çıkararak övmek mandacılık sayılmaz. Ama böyle suçlama yapanlar vardır. Buna rağmen ne haklı eleştiriler, ne haklı övgüler eksiktir. Daha eğlencelisi, eleştirenler "Yani, biz şimdi vatan haini mi sayılacağız?" diye diye "Vatan kurtaracak Aslan"ı tefe almaktadırlar; Derviş'in hakkını yemeyi yakışıksız bulanlar ise ötekileri "IMF'siz bir çözüm"ü açıklamaya davet etmektedirler.
Bu da gösteriyor ki ortada sadece "beyaz" ile "siyah" yoktur.
Türkiye'nin "karşı karşıya kaldığı muamele" dolayısıyla, bir Türk olarak ıstırap duymamak imkansızdır. Ama bunun sebebini Amerika'da aramak, vurulacak abalıyı da Amerika'dan çağırılan - veya gönderilen - adamda bulmak hem haksızlıktır; hem de çıkmaz yoldur. Mecliste herkes, emin olabilirsiniz, önlerine yakışıksız şekilde, açıktan zorlayarak getirilmiş tedbirlere gönül rızasıyla parmak kaldırmamıştır. Çankaya'nın içinin kan ağladığını da var sayabilirsinizi. Türkiye bu köprüyü geçmeye mecbur bırakılmıştır. İşin hazini, bütün kamuoyu yoklamalarında itibarsızlığın en alt basamağına inmiş bir Hükümet Başkanının hiç fütur duymaksızın, olup bitenlerden kendisine övgü payı çıkarmaya yeltenmesidir. Bir halk ile bu kadar da alay edilmez ki.. Bunu söyledikten sonra belki belirtilmesi gereken bir husus Kemal Derviş'in daha fazla "tact = feraset" gösterebilecek olmasıdır. Kendisine "Amerikan komiseri" yaftasının pek kolay yapıştırılabileceğini düşünerek daha dikkatli davranabilir ve böylece lüzumsuz bazı alınganlık, çekememezlik, karşı çıkışları önleyebilirdi. Doğrudur ki daha ilk günden bir "basın ablukası"nın içine düşmüştür ve bu basını bilenler, olumsuz görüntünün hangi oranda Derviş'ten kaynaklandığını kolay bulup çıkaramazlar.
Ama Derviş'in bir "ihtiyatsızlık"ı ortadadır.
Ekonomi ve siyaset
Derviş'in ekonomi/siyaset ilişkileri hakkındaki fikirleri pek net değildir. Bunların "birbirlerine saygılı olmaları" fazla anlam taşımaz. Gerçek şudur ki "ekonomi politikası", siyasi iktidarın yetki alanı içindedir. Bir belli iktidarın bunu özel çıkar amaçları için şekillendirmesi ve uygulamasını yolsuzluklara açması, kuralı değiştirmez. Derviş'in ihtiyatsızlığı, asıl ihtirasının, ekonomiyi hale yola sokmanın ötesinde, siyasi iktidar olduğunu daha ilk hedefinden bile hayli uzaktayken "ifşa etmesi"dir. Bu, kirpilerin dikenlerini derhal dikmelerine yol açmıştır.
Kaldı ki İtalya'da veya Türkiye'de, ekonomi çarlarının veya iş alemi "tycoon = dev"lerinin, ya da medya imparatorlarının Başbakanlık yolu hep - ve sadece - "bir siyasi partinin başında seçime girmek ve kazanmak"tan geçmektedir.
Berlusconi, bunun son örneğidir.