Bir kanadım kırıldı geçenlerde...
Babamın en iyi dostu, benim eniştem öldü.
Dört kollu tahta sanduka içinde uzak, ıssız, tenha bir mezara gömüldü.
Adam gibi adamdı. Sendikalı bir torna işçisi... Doğuştan yetim bir bilge...
Potini olmadığı için ilkokul sınıfının mezuniyet fotoğrafına girmeye utandığını anlatmışlardı.
Kurumuş bir incir dalı kadar ince gövdesinin içinden taşan dostluğu, dürüstlüğü, yalınlığı öylesine ışıltılı, bilgeliği öyle gösterişsizdi ki, bu sadeliğe hayran kalmamak imkansızdı.
Lakin yıllar yılı ne bu hayranlığımı diyebildim, ne ziyaretine gidip yeniden onun şölen sofrasına oturabildim.
Çocukluğumdan aklımda kalan; mengene gibi kenetlenen parmaklarla omuz omuza halay çeken üç adam:
Biri amcam, biri eniştem, öbürü babam...
İlki yıllar önce gitti; ikincisini de geçen ay verdik toprağa...
Tezenesiyle bağlamasını döve döve bozlaklar okuyan adam, halayı terk etti.
Geldiği gibi yalın, yoksul ve yetim, sessizce yitip gitti.
Cansız bedenini beyaz kefene serdiler; yamalı elbisesini fukaralara verdiler.
Bense mezarı başında haykırmak istedim, 40 yıldır kendisine diyemediğimi; ona ne kadar hayran olageldiğimi...
Halam kulağıma fısıldadı acı gerçeği: "O da seni öyle severdi" dedi, "...ama bir gün olsun sana diyemedi."
* * * Hani gardırobunuzda küflenen o en sevdiğiniz elbiseniz var ya; o "çok özel gün" için beklettiğiniz, giymelere kıyamadığınız o alımlı tuvalet, o cakalı takım, o göz alıcı kazak...
Bugün giyin onu!..
Beklediğiniz "o özel gün" hiç gelmeyebilir çünkü...
Değerli misafirlere sakladığınız çay takımlarınızı çıkarın dolaptan; en yakınlarınızla için çayınızı; kimseniz yoksa kendiniz çıkarın, şık bir takımdan çay yudumlamanın doyumsuz keyfini...
Haydi, açın, nicedir kapalı duran misafir odanızın kapısını... Yıpranır diye korktuğunuz koltuklara serilin gönlünüzce...
Çalın, çalmak için önemli bir konuk beklediğiniz eski plakları bu gece...
Açmaya vesile beklerken salondaki büfede yıllandırdığınız şarabı geciktirmeden açın ve kana kana için...
Sakladığınıza değecek biri hiç gelmeyebilir; sizden değerlisi bulunmayabilir.
Çimlerle buluşmak için düzgün havayı, kırda öpüşmek için doğru sevdalıyı beklemeyin... Hep ertelediğiniz pikniğin günü bugün... "Haftaya giderim" dediklerinizi ziyarete gidin acilen...
Haftaya orada olmayabilirler.
Babanızın elini öpecekseniz, oğlunuzu lunaparka götürecekseniz, aşkınızı ilan edecekseniz; şimdi yapın!
Ve söylemek için "özel bir an" beklediğiniz o sihirli sözcükleri hemen söyleyin sevdiğinize... ne olur...
Söylemeye niyetlendiğinizde, çok geç olabilir.
Daha kaç Mayıs olacak ki hayatınızda...
Yaşamı ertelemeyin!..
Beklediğiniz "o gün"; işte bugün...
* * *
Rahat uyu yetim eniştem!
Beni hala okuyabiliyorsan artık söyleyebilirim: "Sana öyle hayrandım ki!.."