
|


Bu yazıyı Sağlık Bakanı okumasın
Sarıkız'ın Anıları
Bu yazımı 28 Mayıs Pazartesi’yi 29 Mayıs Salı’ya bağlayan gece, SSK Okmeydanı Hastanesi 3’üncü katında üzerinde "Ofis" yazan bir mutfakta yazıyorum. Babam yine ameliyat oldu, refakatçiyim. Gece hastabakıcısı Kadem’le çay içiyoruz bir taraftan.
O ısmarladı. Torpil değil, yaşıma hürmeten. Hastane ile ilgili yazacağım ilk bölüm, bildikleriniz. İkinci bölüm ise işin gerçek yüzü.
Burası da tüm SSK’lar gibi inanılmaz kalabalık. Sürekli oradan oraya koşturuyorsunuz. Asansörün ne kadar önemli bir icat olduğunu ilk orada öğreniyorsunuz. Ameliyat günü almak için aylarca bekliyor, ilaç almak için kuyruğa giriyorsunuz ki, çıktığınızda sizin tedaviniz başlıyor, sinir tedaviniz... Doktor ve hemşireler değil gülmek, tebessüm bile etmiyorlar. Hastabakıcılara gelince, onlar zaten padişah efendimiz durumu. Dayak yemeden ellerinden kurtulursanız şükrediyorsunuz (Kadem hariç). İki aydır görevde olan yeni güvenlikçilere gelince; aslında Robocop olmak istemişler ama kader müsaade etmemiş. Buralarda harcanıp gidiyorlar. Kantin ve otopark, ihaleyle Cevahirler’e verilmiş, arabayı satıp park parasını ödüyorsunuz. Ayrıca hastaneye gelirken bütün kıllarınızı alıp gelin, Permatik bir milyona satılıyor. Ve yer darlığndan yazamadığım bir sürü şey...
Gelelim benim SSK serüvenime... Babam yatalı 3 gün olmuş, tetkikler yapılıyor. Annem, dayım ve çeşitli fobilerden mustarip arkadaşım Aynur’la, kapı önündeki kalabalığa karıştık, hastaneye gireceğiz. Çocukların girmesi yasak ya, sanki insanlara demişler ki evde ne kadar çocuğunuz varsa getirin. Hatta komşularınkini de ödünç alın. Bu arada Aynur’un taşikardisi tutmuş, bir ara yanındaki çarşaflı kadına sarılmış, nefes almaya çalışıyor. Benim önümdeki esmer kısa boylu adam da sürekli karısına soruyor "Bak bakayım kaç kişi kaldı daha?" Uzun boylu karısı, ahaliyi sayabilecek matematik bilgisine sahip olsa seninle niye evlensin, diye soramıyorum tabii adama. 25 dakikada iki metre yürüyerek kapıya geldik. Aramızdan çocuklar ayıklanıp yan tarafta biriktiriliyor. Öyle hop diye içeri giremiyorsunuz. Ayaklarınıza galoş takmanız gerekiyor. Mikropsavar olarak. O küçücük naylon torbaları, tek ayağınızın üzerinde durup, yanınızda duran adamın artık neresi olursa, bir yerlerine tutunup ayaklarınıza geçiriyorsunuz. Tabii 10 dakika da sizi bekliyor kapıdaki kalabalık, "Kadın geçir artık şunu ayağına" diyerek. Daha sonra verdiğiniz 250 bin liraların hastane kasasına girdiğini öğrenince de çektiğiniz çileyi unutuyorsunuz.
Yine SSK’da birkaç gün geçirince, görüyorsunuz ki güvenlikçi gençler meğer birer peygambermiş. Ziyaret saatleri dışında da kapıda aynı kalabalık. "Kardeş ben hastayım, şu kantine bir gideyim. İnanmıyorsan ameliyat yerimi göstereyim" diyor biri, pantalonunu indirmeye çalışırken. Bir diğeri "Benim yukarıda anam yatıyor beni içeri almayacak adamın..." diyor. Bu arada öğreniyoruz ki meğer hasta yakınları hep İzmit’te otururmuş.
İçeriye gelince, yemekler şaşılacak kadar iyi. Temizlikçi kadınları görseniz, babamı filan yataklarından kaldırıp onları yatırırsınız, o kadar yorgunlar çalışmaktan. Ama yetişemiyorlar. WC’yi hala "hela" sanan hasta ve yakınları, ellerinden geleni yapıyorlar. Biri lavabonun birinde çorba kasesini yıkarken, diğeri kocasının çiş kabını çalkalıyor. Sohbet de "Allah buralara düşürmesin bacım" şeklinde. Arpa şehriyeler deliği tıkamış bu arada, kimin umrunda? Çöp varilleri orada sıra sıra dursun, kanlı petler duvar kenarlarında... Öyle ya "Aslan gibi kocası yıllarca bu devlete hizmet etti, bokları da yıkanacak çişi de" (Siz de bu arada yazımın üstüne kusmayı bırakın).
Sıra geldi doktor ve hemşirelere. Çocukluk arkadaşım Hafi (Süleyman Arif Emre’nin oğludur ama komik adamdır, bana kalırsa karısına çekmiş) by-pass olmuştu yıllar önce. Yarı baygın yatıyor, gözünü açmış, ilk lafı "Beni Türk hemşirelerine emanet edin" olmuş, etrafta dolaşan fıstıkları gösterip. Aynı öneriyi babama da götürdük ama o, annemin korkusundan "Yok kızım bana delikanlılar baksın" dedi. Delikanlıdan kasıt; bana "Şu babam niye yıllar önce hastalanmadı sanki?" dedirten yakışıklı genç doktorlar. Hani günde 1000 ziyaretçinin WC dahil her şeyi sordukları, günlük ortalama 45 ameliyata giren doktorlar. Hocaları Güngör Sakman’ın medarı iftiharları. Babamın, kan almaya geldiklerinde "İşte vampirim geldi" dediği hemşire kardeşlere gelince; hepsine sevgilerimi sunuyorum.
CUMARTESİ


Geri döndü
‘Müzikteki hataları düzeltiyoruz’
OYLAR nereye gidecek?
Bridget Jones’a "erkek yağıyor"
Ne var, ne yok?
Size alerjim var!
ARANIYOR...
Umarım gerçekten öyledir
Kara yatmak
Bu yazıyı Sağlık Bakanı okumasın
İnsan nasıl "çiftöleşir?
SAYFA BAŞI

|
|

|